Pülümür Kırmızıköprü'nün Efsane Kaptanı Kamer Akdağ
Pülümür Kırmızıköprü'nün Efsane Kaptanı Kamer Akdağ

16 Şubat Pazar günü saat 16.00’da, Zeytinin Başkenti Gemlik’te bir evin kapısını çalıyoruz. Düğmeye tereddütsüz dokunuyoruz. Gelişimizi haber vermesek de içimiz rahat. Konuksever bir ailenin kapısında olduğumuzu biliyoruz. Konuklarını dış kapıda karşılayan güler yüzlü insanla selamlaşıyoruz.

1989’da Pülümür Çatalyaka köyüne veda eden  Kamer Akdağ’la, otuz yıl  sonra, Gemlik’teki mütevazı evinde buluşuyoruz.

1989 yılında memleketine gözü yaşlı veda eden Kamer Akdağ’la birbirimize sarılıyoruz.

Aradan tam otuz bir yıl geçmiş. İnsan ömrünün nerdeyse yarısı…  Bir insan için oldukça uzun sayılabilecek bir zaman. Yaşama gözlerini yeni açan bebeklerle sevindiğimiz, bir daha dönmemek üzere gidenlere gözyaşı döktüğümüz yıllar…

Otuz yıl, insandan çok şey alan aynı zamanda katan koca bir ömürdür.

Kamer Akdağ, otuz yıldır eksilmeyen mutlu bir gülümsemedir.

Evinin kapısından dalga dalga yayılan iyimserlik, zor yılların ondan çalamadığı güzelliklerdendir. Sarı Ford minibüsün direksiyonunu özenle çeviren Efsane Kaptanın gözleri  mutluluk yaymaya devam etmektedir.

0
0
0
s2sdefault
Malazgirtli Ömer Dede (Seksen üç yaşında bir spor tutkunu)
Malazgirtli Ömer Dede (Seksen üç yaşında bir spor tutkunu)

Onu ilk gören ‘yabancı’ sanır.  Ecnebi yani…   Iraklı ya da Suriyeli olduğunu düşünenlerimiz olmuştur.  Suriyeli! Iraklı! Filistinli! Nijeryalı! Bunların birer hakaret ögesine  dönüştüğünü ne zaman sorgulayacağız?  Yabancılara öfke duyar, soframızdan eksilen ekmeğin sorumlusu olarak onları görürüz.

 ‘Almancı’sı bol bir ülkeyiz,  ama  yabancıya iyi gözle bakanlarımızın sayısı giderek  azalıyor.    Kavimler Kapısı’ydık hani.  Asya’yla Avrupa’yı birbirine bağlayan bir gönül köprüsü  olmakla övünürdük bir zamanlar. Peki, şimdi ne oldu? Sahi, bize ne oldu?  Gönül köprüsü yıkıldı mı? İzlenen bazı yanlış siyasetlerin sonuçlarını, çoğu komşumuz, yabancılara mı fatura edeceğiz? Şimdilik, şu ya da bu nedenle ülkesini terk edenlere karşı duyduğumuz öfkenin, uygarlık birikimimizle çeliştiğini fark edenlerimizin varlığıyla teselli buluyoruz.

Ömer Dede, ne Iraklı ne de Suriyeli…   Onu tanımayanlar varsın  ‘yabancı’ saysın.  O, kendisini ‘yabancı’ sayanlara  Edip Cansever’in dizesiyle cevap verenlerden:

“Siz bizi anlamasanız da ne çıkar!"

0
0
0
s2sdefault
Hüseyin Canpolat (21 Ekim 2020)
Hüseyin Canpolat (21 Ekim 2020)

Doğuda  güneş erken doğar. Bölge insanı, yatakta güneşe yakalanmayı âdeta ayıp sayar.  Güneş, karlı dağların doruğunu aydınlatmaya başlar başlamaz yataktan kalkılır. Pencerelerden, kapı aralıklarından,  duvar çatlaklarından içeriye süzülen güneş ışınları, yöre insanı için mesai saatinin habercisidir. Güneşle birlikte uyanmayanların yatağında ‘Şeytan’ izi sürmenin nedeni, tembelliğe duyulan tepkidir.

Hüseyin Canpolat, Pülümür Mezra köyünde, güneşi erkenden karşılayanların yarattığı bir kültürel iklimin yüz akıdır. Onun doğuya bakan pencerelerinden odaya dolan aydınlık,  çalışkanlık ve üretkenliği besleyen büyük güç kaynağıdır.

21 Ekim’de, Pülümür Vadisi’ni kuşatan yağmur bulutlarıyla birlikte onun Mezra köyündeki evine doğru ilerliyorum.  Gökçekonak, Doğanköy, Beğendik, Efeağılı,  Çatalyaka ve  Salördek köylerini kaplayan bulutlar, doğudan batıya hızla yayılıyor.

Kırmızıköprü-Mezra yolunda bulutlarla yarış hâlindeyim.  

Kırmızıköprü’den, Mezra’nın Sürek Mahallesi’ne yürüyerek gidiyorum.

Mezra’da, Akkılıç ailesinin evinin yanından geçerken gözlerim Ali Akkılıç’ı arıyor. Yaşı doksana dayanmış bu çalışkan insanın varlığıyla ferahlıyorum.    

0
0
0
s2sdefault