

Büyük ustalar, okyanuslara karışan çağlayanlar gibidir. Onların eserleri insanlığı ayakta tutan en büyük mirastır.
Hüseyin Canerik
Bundan 67 yıl önceydi. Yolu, elektriği ve suyu olmayan köyde bir araya gelen iki usta, köy çeşmesinin yapımı için el ele vermişti. Suyu akıtacak boru yoktu. Ustalık yaratıcılık demekti. Yassı taşlar birbirine eklenerek boruya dönüştürülmüştü. Taşlar (sol/sal), köye yaklaşık 3 km uzaklıktaki Akdik/Şihan Kırğ Yaylası’ndan, katır sırtında taşınmıştı. Hınzorili usta, koca taşları tek başına katıra yüklemişti.

Çeşmede, lüleden başka herhangi bir metal ya da plastik boru kullanılmamıştı.
Temiz içme suyu, kaynaktan çeşme lülesine kadar toprağa gömülü hakukudan akıtılmıştı. Ovacık Yalmanlar (Lertik) köyünden Süleyman Tava’ya göre, boru işlevi gören üstü kapalı taş kanal, yörede hakuku adıyla adlandırılırdı.

Ustaca birleştirilen taşlardan oluşturulan kanaldan çeşmeye doğru yol alan su, lüleye kayıpsız varmıştı. Sızıntı yoktu. Birkaç yüz metre uzaklıktaki depodan bırakılan suyun yolculuğu kazasız belasız gerçekleştiğinde iki arkadaş birbirine sarılmış, avuç dolusu suyla serinlemişti.
Ustalar, çeşmenin kesme taşına, keskiyle, 1958 tarihini kazımıştı:
Ustalardan biri Hınzorili Hasan Günal (Hasan Çakır, 1932) diğeri Kovuklu köyünden Hasan Karaaslan’dı (Hesene Kılaçi, 1924-1969). Hasan Günal 26, Hasan Karaaslan 34 yaşındaydı.
O tarihte Boğalı (Hınzori) Köyü Muhtarı Ali Binat Atıcı’ydı. Yaklaşık bir hafta çalışan ustalara herhangi bir ödeme yapılamamıştı.
Hınzori Çeşmesi, 67 yıldır kesintisiz akıyor. Ustalardan Hasan Günal, Erzincan Mollaköy’de yaşamını sürdürüyor. Hasan Karaaslan, 8 Temmuz 1969’da yaşama veda etmişti.
Usta yaşama veda ettiğinde 45 yaşındaydı.
Hasan Karaaslan, Harşili Süleyman Karaaslan’ın oğlu, Wuşene Gewr’in (Yeşil Hüseyin) torunuydu. Babası Süleyman, döneminin iz bırakan taş ustalarından ve kalaycılarından biriydi. Ermeni bir ustadan öğrendikleriyle başladığı meslek yaşamını, kendi deneyimleriyle zenginleştirmişti. Bu birikim ve deneyimler, Hasan, Mehmet ve Ali Karaaslan kardeşlere miras kalmıştı.

1938’de Karaaslan ailesi sürgüne gönderilen binlerce aileden biriydi. O yıllarda Harşiye (Kovuklu) dahil, Pülümür Çayı’nın batısındaki köy ve mezralar tamamen boşaltılmış, hayatta kalan köylüler yurdun dört bir yanına dağıtılmıştı.
Süleyman Karaaslan, biri kız, üçü erkek, dört çocuk babasıydı. Kızı Saray Karaaslan (Tekin), Nazımiye Mosurvanlı Hıdır Tekin’le evliydi.
Hıdır Tekin ve ailesi, Sakarya Pamukova’ya sürülür.
Süleyman Karaaslan ve ailesinin payına, Bursa Yenişehir Karacaali köyü düşer. Karaaslan çifti, çocukları Hasan, Mehmet ve Ali’yle Bursa’da yaşama tutunmaya çalışır.

Ustalık, yaratıcılık ve zekâ gerektirir. Hasan, babasından öğrendiklerini geliştirme potansiyeline sahip zeki çocuktu. Sürgünde yaşam, yeteneklerini geliştirmesini bir anlamda zorunlu kılıyordu. Harşili çocuk, Karacaali’de adından söz ettirmeyi başardığında henüz yirmisinde bile değildi. Askerliği, 2. Dünya Savaşı yıllarına denk gelmiş, görev süresi bir yıl uzatılmıştı. Kademede görev yaptığından, silah bakım ve onarımında uzmanlaşmıştı.
Bir gün top namlusunu silen asker çaputu çıkaramaz! Kademe başçavuşu çaputu çıkarana bir ay izin vereceğini söyler. Denemeler başarısız olunca soruna Hasan el atar. Çaputu, tuz ruhunu kullanarak çıkarmayı başarır. Başçavuş bir ay izin verir ve kademede kalmasını sağlar.
Usta, tarımla uğraşan Karacaali, Barçın, Çardak köylüsünün üretimde kullandığı aletlerin yapımına emek verir. Köylüler, aletlerin üretim, bakım ve onarımını yapan ustanın ailesini tarımsal ürünlerle ödüllendirir. Karaaslan ailesinin üç odalı evinin bir odası buğday, yağ, zeytin vb. ürünlerle dolar taşar. Karacaali Köyü Muhtarı, sadece kendi köyüne değil, çevre köylere de el uzatan ustanın memlekete dönmesini istemez. Bu nedenle, Hasan Usta’nın, Karacaalili bir kızla nişanlanmasına öncülük eder.
Bu arada, 18 Haziran 1947 tarih ve 5098 sayılı İskân Kanununun Bazı Maddelerinin Kaldırılmasına, Değiştirilmesine ve Bu Kanuna Yeniden Bazı Madde ve Fıkralar İlavesine Dair Kanun’la, Dersim sürgünlerine memlekete dönme hakkı tanınır.
1947 Haziran’ından itibaren geri dönüşler başlar. Pülümür köylüsü, yıkılan evlerini yeniden yapmak için işe koyulur. Köylerin canlanması, usta gereksinimini de beraberinde getirir.
Hasan Usta’nın nişan haberi işte bu koşullarda Harşiye’ye de ulaşır.

Sürgün yaralarını sarmaya çalışan Harşililerden biri de yörenin tanınan isimlerinden Mehmet Ağa’dır (Mehmet Yıldırım). Ağa, köyde yapı ustasına en çok gereksinim duyulan bir zamanda, Bursa’ya gider, Hasan Usta’yı köye davet eder:
“Köye gel, sana kızımı veririm.”
Hasan, Mehmet ve Ali Karaaslan, Bursa Yenişehir Karacaali’ye veda eder.
Saray Yıldırım (1938-1984)-Hasan Karaaslan çiftinin birlikteliği böylece başlar.
1949’da evlenen çift, yaşama dört elle sarılır.

Mehmet Ağa, 29 Mart 1951’de yaşama veda eder. Ağa, aynı yıl damadının ellerinde yükselen yeni taş yapıyı göremez. Usta, 1952’de, kayınpederine Hozat taşından mezar yapar. Demirkapı köyü yakınlarından getirtilen taşa, keskiyle, kayınpederinin künyesini, gül ve kuş figürlerini ustalıkla işler.

Okuma yazmayı askerlikte öğrenen usta, 73 yıldır sapasağlam duran mezara kendi adını ve yapım tarihini de not düşer: 1952.7.2
Mezar taşına ayrıca kaynı Davut’un sözlerini de işlemeyi unutmaz:
“Bir adam bin yaş yaşasa
Baki kalmaz
Aslan ya(ta)ğı boş kalmaz
Yalnız* gidenler gelmez
Gider bu dünya böyle
Oğlu Davut”

Mehmet Ağa’nın evininin yanı sıra Dağbek, Çakırkaya (Pancıras), Karagöz (Gurık) vd. köylerde de çok sayıda yapıya emek verir. Pülümür Karagöz köyünde ağır çalıştığı gerekçesiyle, diğer ustalar tarafından eleştirilir. Bu duruma üzülerek köyüne döner. İnşaat sahibi atla gelip, ustayı geri götürür. Ağır mertekleri, Bursa’dan getirdiği palanga makara yardımıyla evin tavanına yerleştirir.

Kilis’te, Jandarma ve Gümrük Komutanlığına bağlı bir sınır karakolunda görev yapan Mezralı Kamber Canerik (Çavuş, 1912-2005), terhis olduktan sonra Kırmızıköprü’deki tarihî değirmeni faaliyete geçirmek için kolları sıvar. Değirmen çarkının altındaki demire (gargacık) ihtiyaç duyulur. 1952 yılında, yeğeni Hıdır Canerik’i, Kovuklu’ya, Hasan Usta’nın yanına gönderir. 18 yaşındaki delikanlı sabah erken saatte Kovuklu köyüne, Hasan Usta’nın evine gider. Usta, parçayı yapar, Mezralı çocuğa teslim eder.
Baki Ağa’nın tarihî değirmeninin çarkı, 14 yıllık zorunlu bir aranın ardından yeniden dönmeye başlar.

Pülümür’de, şimdiki belediye binasına yakın bir yerde atölye kurar. Burada taş ustalığının yanı sıra ahşap işleri, metal dökümü ve silah tamiriyle de ilgilenir. Yanında dört yıl boyunca Mehmet Demir çalışır. Ustasının yeteneklerine tanıklık eden Demir, bazı anılarını ustanın oğlu Alişan Karaaslan’la paylaşır.

1958 yılında, Pülümür Kaymakamı Esat Ölçer, makam aracıyla yola çıkar. Kaymakam, ilçeye dönerken cip bozulur. Kangallı (Alikaraman) yakınlarında bozulan cipin en azından ilçe merkezine kadar götürülmesi gerekir. Kaymakam, stabilize yolun kenarına çekilen cipi Hasan Usta’nın onarabileceğini öğrenir. Ustaya haber verilir. Kangallı’ya gelen usta, cipin radyatörünün delindiğini fark eder. Deliğe kibrit çöpü sıkıştırır, cip çalışır! Usta, Pülümür’de deliği lehimleyerek sorunu kökten çözer.
Pülümür Kaymakamı, bozulan tabancasını Elazığ’a gönderir. Silah, parça olmadığı gerekçesiyle geri gönderilir. Kaymakamlık çaycısı, Hasan Usta’yı önerir. Tabanca, Hasan Usta’ya ulaştırılır. Usta, tetiği boşta olan tabancaya bakar, yaparım, der. Dükkândan iki muhtar çakmağı getirtir, çakmakların yaylarını çıkarıp tabancaya takar. Kaymakam şaşırır, ustaya para vermek ister ancak usta kabul etmez.

Kumdan yaptığı kalıba demir döker, biçimlendirir. Kovuklu’da Rıza Bey’in oğlu Şükrü Ağa’nın (Yıldırım) ve Ali Binat Yıldız’ın (1913-2021) değirmen çarklarını kendi hazırladığı kalıba döker.

İşini ağır, ama en iyi biçimde yapar. Yaptığı masayla ilgili yaşanan ‘çizgi’ tartışması, işin kalitesi bakımından öğreticidir. Evinde yemek yiyen konuklar, masanın kaç parçadan oluştuğunu merak eder. Masada herhangi bir çizgi görünmediğinden, tek parça olduğu sanılır. Oysa masa iki parçanın ustaca bir araya getirilmesiyle yapılmıştır. Usta, parçaların arasını ceviz talaşıyla doldurarak tek parça görünümü kazandırmıştır.
Ali Kamer Yıldırım, yaylada bulduğu mermiyi sobaya atar. Mermi patlar, çocuk kalçasından yaralanır. Hasan Usta, yaralı çocuğu kendi hazırladığı özel karışımla iyileştirir.

Hınzorili Mehmet Coşkun (Ali Coşkun’un babası Meme Mexs), diş ağrısına dayanamaz ve Kovuklu’daki Hasan Usta’nın evine gelir. Ustadan, dişini çekmesini ister. Usta, kerpeteni ateşte ısıtır. Ali Rıza Yıldırım, Hıdır Kesen ve Mehmet Karaaslan, hastayı kol ve bacaklarından tutarak ‘ameliyat’a hazırlar. Diş çekilirken kırılır ancak Hasan Usta diş kökünü çıkarmayı başarır. Usta, kanamayı tütün ve tütsü kullanarak durdurur.
Mehmet Coşkun, ‘operasyonu’ karşılıksız bırakmaz. Sırtına yüklediği çarçırı (kinkor/kunkor) ustanın evine götürerek teşekkür eder.
1963 ya da 1964 yılında, Hasan Usta’nın kapısı çalınır. Köylüsü Musa Kaya (Musae Yetku) ile eşi Pelgüzar Hanım, eve konuk olur. Musa, elinde “Hızır elması” ile borç para ister. O gün ustanın cüzdanı boştur. Geleneklere göre, eve Hızır elması ve eşiyle gelen bir konuk eli boş çevrilemezdi. Para yoktur ama çaresi bulunur. Usta, eşi Saray Hanım’ı hole çağırır ve kimden borç alacağını düşünür.

Oğlu Alişan Karaaslan, babasının, annesine söylediklerini hiçbir zaman unutmaz:
“Annemle babam oldene (hol) gittiler, peşlerinden ben de gittim. Aralarında konuşuyorlardı. Babam, kendisinde para olmadığını söylüyor, kimden para bulacağını düşünüyordu. Çay demlendi. Babam sessizce Ali Rıza Yıldırım’ın evine gitmiş, para bulmuştu. Çaylar içildi, misafirler ayağa kalktı. Babam, parayı Musae Yetku’ya verdi. Başkasından borç aldığını onlara hiç hissettirmedi.”
1964’te Isparta’ya taşınmaya karar verilir. Trenle yola çıkarlar. Karakuyu istasyonunda aktarma olur. Trenden iner, çocuklarına yiyecek almak ister ancak hareket hâlindeki trene yetişemez. Türkçe konuşabilen Saray Karaaslan, durumu görevliye anlatır. Isparta Tren İstasyonunda iki gün beklerler. Mimar Sinan Camisinde üç gün kalırlar. Önce bir oda tutarlar, ardından Rum’lardan kalma sekiz odalı boş bir eve taşınırlar. Sonradan gelen bazı aileler de diğer odalara taşınır.
Evin geniş tuvalet deliği, çocukların korkulu rüyası olur.

Hasan Usta, Isparta’da kısa sürede toparlanır. Gönen Köy Enstitüsünden dönüştürülen Gönen Öğretmen Okulunun kaplarını kalaylar.
Ünlü usta, Isparta’ya yerleştikten birkaç yıl sonra hastalanır. Nazımiyeli Dr. Sait Kırmızıtoprak, kendisini muayene eder. Sevenleri ziyaret ederek moral verir. Bazı ziyaretçiler dayanışma amacıyla hastanın yastığının altına para sıkıştırır. Ziyaretçilerden biri, başını yastığa koymuş hastanın kulağına eğilerek paraya ihtiyaç duyduğunu söyler. Büyük usta, ziyaretçisini eli boş çevirmez. Yastığının altındaki parayı çıkarır verir.

8 Temmuz 1969’da sonsuz uykuya dalar. 45 yıllık ömrüne sürgünler, acılar, sevinçler, zor koşullarda üretilen eserler sığdırmayı başarmış, insan severliğin güzel örneklerini sergilemiştir. Kovuklu köyünde Ali Binat Yıldız ve Şükrü Yıldırım’ın değirmen çarklarını, Baki Ağa değirmeninin parçasını kendi hazırladığı kalıpta üretmesi, bugün diş ipini bile yabancılardan alan Türkiye için devrim niteliğindeydi. Günde 6-8 taşa biçim veren usta, ahşap ustalığı alanında da söz sahibiydi. Cura, masa, sandalye vb. nesneler onun sihirli ellerinin ürünüydü.
Usta, curayı konuşturma yeteneğine de sahipti. Kardeşi Mehmet Karaaslan (Memede Kılaçi, 1927-1979), kalaycılık, taş yapı ustalığının yanı sıra duygularını dizelere döken söz ustasıydı. Hasan Usta cura çalar, kardeşi Mehmet de kendi bestelerini seslendirirdi. Ustalık, ailenin genlerine işlemişti. Süleyman Karaaslan’ın diğer oğlu Ali Karaaslan da ustaydı. Ali Usta, ağabeyi Hasan’dan devraldığı atölyede yıllarca ter dökmüştü. 1986’da Pülümür’den ayrılan Ali Usta ve ailesi, Gemlik’e yerleşmişti.

Hasan Usta’nın ustalık mirasını, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesindeki öğrenimini şiddet olayları nedeniyle yarıda bırakan oğlu Alişan Karaaslan yaşatıyor. Kovuklu’da tek başına taş yapı inşa eden Karaaslan, “Taşa Sevdalı Mülkiyeli” olarak tanınıyor. Çalışarak, üreterek mutlu olan Kovuklulu aydın, kendine oturmayı yasaklayan çalışkan ve üretken usta geleneğini gelecek kuşaklara aktarıyor.
Süleyman Karaaslan’la eşi, sürgün acısı yaşadıkları Karacaali köyünde sonsuzluğa erişmiş, orada son yolculuğuna uğurlanmıştı. Torunları Alişan Karaaslan’ın, yıllar önce uğradığı köyde dedesi ile babaannesinin mezar yerlerini öğrenmek için gösterdiği çaba sonuçsuz kalmıştı.
Saray Hanım, zamansız yitirdiği eşi Hasan’a, 15 yıl sonra, 15 Mart 1984’te kavuşmuştu. Dursun Ağa’nın torunları, Isparta’da yan yana huzur içinde uyuyor.
Mehmet Karaaslan, 1970’li yıllarda yerleştiği Ankara Mamak’tan bir daha dönemedi.
Saray Tekin ve eşi Hıdır Tekin, yıllar önce, büyük zorlukların ardından uyum sağladıkları Sakarya Pamukova’da toprağa emanet edildi.
Hasan ve Saray Karaaslan çifti, altı çocuk sahibiydi: Fahri, Alişan, Mazlum, Fazlı, Daimi ve Hüseyin. Babalarının ölümünün ardından Karaaslan kardeşler büyük zorluklara göğüs germek zorunda kaldı.

Fazlı Karaaslan (1959-2017), yıldızlara kavuştuğunda 58 yaşındaydı. Ancak Süleyman Karaaslan ve çocukları, baba ocağı Kovuklu’da toprağa verilemedi. Torunu Fazlı ise aile büyüklerinin mezarlarının bulunduğu topraklarda son yolculuğuna uğurlanan isimlerden biri oldu. Mezar taşını yeğeni Burcu tasarlarken, ağabeyi Alişan kendi elleriyle yaptı.
Ustalar eserleriyle yaşar…
Bursa Yenişehir Karacaali’nin, Pülümür köylerinin ve Isparta’nın ünlü ustası Hasan Karaaslan’dan geriye iz bırakan eserler, çalışma ahlakı, paylaşımcılık, insan sevgisi ve başı dik yaşama tutkusu kaldı. Onun yetenekli ellerinden çıkan ceviz masa, bakır maşrapa ve bakraç artık oğlu Alişan’a emanet.

Kulağım, çarkını Hasan Usta’nın kalıba döktüğü Ali Binat Yıldız’ın değirmen yıkıntılarında saklı ezgilerde… Ustanın çaldığı curaya, kardeşi Mehmet’in iki eliyle kulaklarını kapatarak eşlik ettiği ezgilerle yola koyuluyoruz.
Alişan Karaaslan’la birlikte Kovuklu Mezarlığı’nda soluklanıyoruz. Bin yıllık acı ve sevinçlerin kaydını tutan kutsal toprağa karışanların önünde saygıyla eğiliyoruz…
HASAN KARASLAN’IN YAPTIĞI, MEHMET YILDIRIM’IN MEZARINDAN KARELER











(Körfez, 7 Şubat 2025





