EĞİTİM YÖNETİCİLERİNİN NİTELİKLERİ VE ATANMA ÖLÇÜTLERİ

 

HÜSEYİN CANERİK

09 11 09 104

 

 

DERS ÖDEVİ

EYZ 505 İŞLETME YÖNETİMİ VE İŞLETME FONKSİYONLARI

Yard. Doç. Dr. Sevgi KALKAN

 

İstanbul

Maltepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

EYD Tezli YL Programı

Kasım 2009

 

 

            ÖZET

Bu çalışmayla, eğitim yöneticilerinin nitelikleri ile atanma ölçütlerinin ne olduğu sorusuna yanıt aranmaktadır. Doküman inceleme yöntemiyle yapılan çalışmanın sınırını,  Millî Eğitim Bakanlığına (MEB)  bağlı devlet okullarında görev yapan eğitim yöneticileri oluşturmaktadır.  Araştırma kapsamında elde edilen en önemli bulgulardan biri, eğitim yöneticilerinin atanmasında kariyer ve liyakat esaslarının yeterince dikkate alınmaması, hizmet öncesi ve hizmet içi yetiştirme programlarının uygulanmamasıdır. Okul müdürü, müdür başyardımcısı ile müdür yardımcılarının sahip olması gereken mesleki ve akademik niteliklerin atanma ölçütleriyle karşılaştırıldığı incelemede,  birikimli ve liderlik özelliklerine sahip yöneticilerin yetiştirilmesinin önemi üzerinde durulmaktadır. Eğitim yöneticilerinin nitelikleri çağdaş yönetim ilkeleri doğrultusunda ele alınırken, son beş yılda,  yönetici atamalarında esas alınan yönetmeliğin geçirdiği ‘evrim’ örneklerle açıklanmaktadır.

 

Anahtar Sözcükler: Eğitim Yöneticisi, Yabancılaşma, Yönetici Atama Yönetmeliği.

 

İÇİNDEKİLER

 

GİRİŞ

 

1.  EĞİTİM YÖNETİCİLERİNİN NİTELİKLERİ

2.EĞİTİM YÖNETİCİLERİNİN YETİŞTİRİLMESİ

3.YÖNETİCİ ATAMA YÖNETMELİKLERİ

TARTIŞMA

SONUÇ VE ÖNERİLER

EKLER

KAYNAKÇA

 

 GİRİŞ

Eğitim yöneticiliği kavramından genelde okul yöneticiliği dışındaki birimler, diğer bir ifadeyle il ya da ilçe millî eğitim müdürlükleri anlaşılmaktadır.  Açıkalın’a göre (1995)   eğitim yönetimi kavramının içeriğinde, halk eğitim müdürlükleri, ders araçları merkezi, ilçe milli eğitim müdürlükleri vb. okulun dışındaki başka eğitim kurumlarının yönetimi algılanmaktadır. Bursalıoğlu da (1991) eğitim sistemi ve eğitim yönetimi kavramlarının, eğitimin bütünü ile ilgili olduğunu, eğitim yönetiminin sistemi bütün olarak çözümleme ve birleştirmeyi amaçladığını ifade etmektedir. Buna göre eğitim sistemi okulu da kapsayan bir üst sistem konumundadır ve okul, eğitim sistemi içindeki alt sistemlerden en kritik ve etkili olandır.

Okul yöneticiliği ile eğitim yöneticiliğinin birbirinden farklı olduğu konusunda çeşitli görüşlere rastlanmaktadır.  Açıkalın (1995: 3) okul yöneticilerinin yeterlik alanlarının eğitim yöneticilerinden farklı olduğunu belirtirken, Bursalıoğlu (1981) ise eğitim ve okul yöneticilerini birbirinden ayırmıştır.

Eğitim yönetiminin amacının, okulda ya da eğitim örgütünde, eğitimin nicelikçe ve nitelikçe artmasını sağlamak olduğunu belirten Başaran (1996: 77), eğitim yöneticisi kavramı yerine eğitim yönetmeni kavramını kullanmaktadır. Eğitim yönetmeni kavramı, Başaran’ın (2006: 192) başka bir yapıtında da yeğlenmektedir.

Günümüzde eğitim yöneticiliği kavramı yerine okul yöneticiliği kavramının kullanılmaya başlandığı gözlenmektedir. Şişman ve Turan’a göre (2004) son yıllarda eğitim yöneticiliğinden eğitim liderliğine doğru bir dönüşüm yaşanmaktadır.

Okulu yeniden örgütleme çabaları, okul yöneticilerinin temel yöneticilik rollerinde öğretimsel liderlikten dönüşümcü liderliğe (ani ve etkili değişimi gerçekleştirmeye yönelik liderlik)  doğru bir değişmeye yol açmıştır (Çelik, 2001:409) 

Eğitim teknolojileri alanında yaşanan gelişmeler, il ya da ilçe millî eğitim müdürlükleri gibi aracı üst kurumların okullar üzerindeki etkisini fiilen sınırlandırmaktadır. Okul yönetimleri,  il ya da ilçe millî eğitim müdürlüklerinin rehberliğine günümüzde daha az gereksinim duymaktadır. Okullarla ilgili iş ve işlemlerin İlsis, E-okul vb  elektronik ortamlarda yapılabilmesi, aracı üst kurumlara olan gereksinimi kademeli olarak azaltmakta ve  eğitim yönetimi-okul yönetimi kavramları arasındaki farklılıkları en aza indirmektedir. Eğitim yöneticiliği, yukarıda da değinildiği gibi, okul yöneticiliği kavramının anlamdaşıdır. 

Yönetimde yabancılaşma teknolojik gelişmelere paralel olarak eğitim dünyasının da gündemine girmiştir. Yabancılaşma, sözlüklerde şöyle tanımlanmaktadır: “1. Belli tarihsel şartlarda insan ve toplum etkinlikleri ürünlerinin, bu etkinliklerden bağımsız ve bunlara egemen olan ögelerin değişik biçimde kavranması.  2.Belli tarihsel koşullarda insan ve toplum etkinlikleri ürünlerinin (emeğin, paranın, toplumsal ilişki sonuçlarının, insanın özelliklerinin ve yeteneklerinin) bu etkinliklerden bağımsız ve bunlara egemen ya da özlerinde olduklarından değişik biçimde kavranması. 3. Bireyin çevre koşullarına aykırı düşmesi ya da kendisini başkasının gözüyle görmesi.”  (TDK, 2009).

0
0
0
s2sdefault

MİLLÎ DEVLETİN EĞİTİM SİSTEMİ IŞIĞINDA

4+4+4*

*Bu bildiri, 24–25 Kasım 2012 tarihinde Ankara’da gerçekleştirilen “3. Ulusal Eğitim Kurultayı”na sunulmuştur.

Bu çalışmada, 30 Mart 2012 tarih ve 6287 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un eğitime yansımaları ele alınmaktadır. Yazıyla, kamuoyunda 4+4+4 eğitim sistemi olarak adlandırılan Yasa’nın felsefi boyutunun irdelenmesi ve Yasa’nın uygulanmasında karşılaşılan sorunların tartışılması amaçlanmaktadır.

            

YÖNTEM

                  Araştırmanın Modeli

Araştırma, betimsel tarama modelindedir.  Tarama modelleri, geçmişte ya da hâlen var olduğu şekliyle betimlemeyi amaçlayan araştırma yaklaşımlarıdır. Araştırmaya konu olan olay, birey ya da nesne, kendi koşulları içinde ve olduğu gibi tanımlanmaya çalışılır. Onları herhangi bir şekilde değiştirme, etkileme çabası gösterilmez (Karasar, 2009, s. 77). Araştırma, veri toplama ve verilerin değerlendirilmesinde nitel yöntemler kullanıldığından dolayı nitel bir çalışmadır 

Araştırmaya konu olan yasal değişiklik, doküman analizi yöntemi ile incelenmiştir. Yıldırım ve Şimşek (2008, s. 187–188), doküman incelemesinin, araştırılması hedeflenen olgu veya olgular hakkında yazılı materyallerin analizini kapsadığını, dokümanların, nitel araştırmalarda etkili bir şekilde kullanılması gereken önemli bilgi kaynakları olduğunu ifade etmektedir.  

 

            Millî Devletten Vazgeçme Kararı

            Türk eğitim sisteminin laik, bilimsel ve millî niteliğinin, milletleşme süreciyle birlikte değerlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir. Cumhuriyetle birlikte inşa edilen millî devletin eğitim sisteminin millî olması gerekirdi. Cumhuriyetin öncülerinin eğitim alanında yürüttükleri mücadelenin en önemli boyutunu, millî, laik ve bilimsel eğitim oluşturuyordu. Millî bir eğitime duyulan ihtiyaç, ümmetten millete geçiş pratiğiyle açıklanabilir. Bu sürecin tamamlanması için eğitim millî olmalıydı. Millet olmanın koşullarından biri de laikliktir. Laikliğin toplumu birleştirici öge olarak oynadığı rol, laiklikten vazgeçilen koşullardaki parçalanma ve dağılma olgusuyla birlikte anlam kazanmaktadır. Türkiye’nin eğitim sistemindeki çalkantıları anlayabilmek için bu noktaların göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır.

                       

            Türk Eğitim Sistemini Yıkan Reform

            Eğitimin millî niteliğini tasfiyeye yönelik uygulamalar reform, çoklu zekâ, yapılandırmacı eğitim, çağı yakalamak, insan hakları vb kavramlarla kamuoyuna sunulmaktadır. 4+4+4 sistemi de bu ‘reform’lardan biridir. Söz konusu ‘reform’, Türk millî eğitimini hedef alan paket programın ara başlığı olarak görülmektedir. Sözü edilen programın diğer önemli başlıkları şöyle özetlenebilir:

 İlk ve ortaöğretim programlarının küreselleşme dayatmasına uygun biçiminde değiştirilerek çok kültürlülük, çok dillilik, mezhep, kimlik vb. temellerde yeniden hazırlanması,

Ders kitaplarının bilimsel ve millî içerikten arındırılması,

Mevzuatın millî ve laik özelliğine adım adım son verilmesi,

Temel eğitim kurumlarının, ödeneksizlikten dolayı yerel yönetimlerin, cemaatlerin ve ‘sivil’ kuruluşların denetimine sokulması,  

Eğitim kurumlarının yönetimini yerel yönetimlere bırakmayı amaçlayan uzun vadeli programın yürürlüğe konması,

Eğitim denetimi sisteminin zayıflatılarak işlevsiz hâle getirilmesi,

Alan değişikliğiyle eğitim kalitesinin düşürülmesi, kamu eğitim kurumlarının itibarsızlaştırılması,

4+4+4 sitemiyle sekiz yıllık kesintisiz eğitimden vazgeçilmesi.

 

0
0
0
s2sdefault

  ÖZET

Ülkemizde çocuk yayınları konusunda önemli sorunlar yaşanmaktadır. İçerik, dil ve edebî yönden yeterince özen gösterilmeyen bazı yayınların ulusal, laik ve bilimsel nitelik taşımadığı, önemli bir bölümünün âdeta birer kültürel yıkım aracına dönüştürüldüğü gözlenmektedir. Bu yazıda, ulusal değerlerin tasfiyesinde etkili olduğu düşünülen bazı çocuk dergileri ele alınmaktadır. Şiddetin temel davranış biçimi olarak sunulduğu dergilerde, okul programlarının dikkate alınmadığı ve Türkçeye gereken özenin gösterilmediği değerlendirilmektedir. Topluma yurttaşlık bilinci kazandırma anlayışının göz ardı edildiği ve çocukları ‘topyekûn’  ‘Barbie’leştirme çabasına hız verildiği yayınların süzgeçten geçirilmesi,  ulusal eğitim davasının başarısı açısından yaşamsal bir öneme sahiptir. Toplumculuk yerine bireyciliği öne çıkaran yayınların hiçbir denetimden geçirilmeden çocuklara ulaştırılması, çocuk gelişimine zarar vermektedir. Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), ülkemizin geleceğini yakından ilgilendiren bu konuda harekete geçmeli ve etkin önlemler almalıdır.        

 GİRİŞ

 Ülkemizde çocuk yayınları konusunda tam bir karmaşa yaşanmaktadır. Çocuk kitapları, dergiler, CD vb. eğitim araçları basım ve dağıtım aşamasında kamu denetiminden geçirilmemektedir. Yayınları bilimsel açıdan ele alacak hiçbir kamu kuruluşu bulunmamaktadır. Okul öncesi ya da ilköğretim çağı çocuklarını hedefleyen dergilerin eğitimbilim ilkelerine aykırı olarak hazırlanması, çocuk eğitiminde olumsuz bir etken olarak değerlendirilmektedir.  

Uluslaşma sürecini kesintiye uğratmak amacıyla yürütülen faaliyetlerin hedef kitlesi, çocuklardır. Çocuklar,  çokuluslu şirketlerin denetimindeki yayınlar tarafından çapraz ateşe tutulmuştur. Şiddet,  vatansızlık, büyücülük, üfürükçülük, bencillik vb. değerler, yayınlar yoluyla, çok küçük yaşta bilinçlere kazınmaktadır. Okul öncesi ve ilköğretim çağındaki öğrencilerin hedef alınması, o yaş grubunun çabuk etkilenme ve kahramanlarla özdeşleşme vb. özellikleri dikkate alındığında, daha fazla önem kazanmaktadır. 

 Çocuk  Edebiyatı  Nedir?

Edebiyat duygu,  düşünce ve  hayalleri  dil  yardımıyla  sözlü   ya da yazılı  olarak etkili  bir  tarzda  ifade  etme  sanatıdır (Şimşek, 2002: 20).  Çeşitli düşüncelerin çocuklara göre  ve  sanatla  ilişkilendirildiği  veya   büyükler  için  yazıldıkları  hâlde  çocukların da  anlayarak, zevk  alarak   okudukları eserlerin   hepsi çocuk  edebiyatını  teşkil etmektedir (Demiray, 1963: 16).  Çocuk  edebiyatı;  çocukların  büyüme  ve  gelişmelerine,  hayal, duygu,  düşünce, yetenek ve   zevklerine  hitap  eden,  eğitirken  eğlenmelerine  katkıda  bulunan   sözlü  ve  yazılı  verimlerdir (Aytaş ve  Yalçın, 2002: 5). Çocukların  duygu, düşünce,  zevk  ve  hayallerine  hitap  eden  edebiyata  çocuk  edebiyatı  ya  da  çocuklar  için  edebiyat  denir  (Okay, 2002).  

Çocuk edebiyatının hedefleri: Kendine güven  duygusunu geliştirmek, başarma  isteği ve çabası uyandırmak,  insana  ve çevreye  karşı  duyarlı  olma  bilincini  kazandırmak,  sosyalleşme  ihtiyacını duyurmak, çocukta  dil  gelişimini  sağlamak,  hayal  gücünü ve  yaratıcı  düşünme  yeteneğini  geliştirmek,  çocuğun duygusal, zihinsel  ve  kişilik gelişimine  katkıda  bulunmak  (Şimşek, 2002: 34).

 Çocuk Dergilerinde Aranan Özellikler

0
0
0
s2sdefault