Karam, Sene ve Abdurrazzak Elşibli
Karam, Sene ve Abdurrazzak Elşibli

Halep Şeyh Maksud’dan, zehir solunan Dilovası’na savrulmuşlardı. Anneleri Merve Elmuhammed Elali, evlendirildiğinde henüz on beş yaşındaydı. On altısında anne oldu. Abdurrazzak doğduğunda annesi on altı yaşına yeni girmişti. Merve, on altısında, lise çağında yani, emzirdi  ilk bebeğini. Arkadaşları akşam ödevlerini yaparken, yüksek ateşten yanan bebeği için defalarca sabahladı. Kucağında bebek, kim bilir kaç kez hastane yoluna düşmüştür.  Uykusuz geçirdiği günler için kimseyi suçlamadı. Ne annesine öfkelendi ne de babasına… Yorgunluğu görev bildi, kaydını tutmadı bin yıllık yorgunluğun.

0
0
0
s2sdefault
Merve Elmuhammed Elali, kızı Sene ve oğlu Abdurrazzak'la birlikte (Asgari ücrete mahkûm edilenlerden)
Merve Elmuhammed Elali, kızı Sene ve oğlu Abdurrazzak'la birlikte (Asgari ücrete mahkûm edilenlerden)

15 yaşında evlendirilmişti. 16 yaşında anne oldu. Suriye’den yürüyerek Türkiye’ye geldiğinde 24 yaşında, üç çocuk annesiydi. Eşi ve üç çocuğuyla birlikte Halep Şeyh Maksud’dan düşmüştü yola. İnsan simsarlarının Suriye-Türkiye tarifesi 2015’te kişi başına 140 liraydı. O zaman dolar 2,2 liraydı. Simsarlar, Suriyelilerden yaklaşık 65 dolar alıyordu.

Merve Elmuhammed Elali, eşi Rabi Elşibli,  oğlu Abdurrazzak, kızları Karam ve Sene,  Kilis’e iki günde yürüyerek gelir.

Aile, kalabalık bir grupla birlikte yola çıkmıştır.

Gaziantep’te, kardeşi Muhasen’in yanında kalırlar bir süre.

Gaziantep’e gelişine sevinmiş miydi? Biraz düşünüyor…  İlk başlarda büyük bir üzüntüye kapılmış, zamanla alışmıştır… Oğlu Abdurrazzak, Gaziantep’te ‘medrese’ye verilir. Abdurrazzak’ın, ‘medrese’de yediği dayak, aileyi, Türkiye’ye sığındığına pişman ettirecek türdendir. Yol yordam bilmedikleri için herhangi bir şikâyette bulunmazlar. Gaziantep’te 8 ay kaldıktan sonra Konya’ya giderler.

 

HAMİLE KADINA YÖNELEN ÖFKE

Muhafazakârlığıyla ünlü kentte acaba nasıl karşılanmışlardı?

 “Sevmezdi,” diyor, “Konyalılar, Suriyelileri.”

Konya’da  yaşadıkları iki yıl boyunca kapılarını çalan olmaz! 

Hamileyken hastaneye gider. Hastane koridorunda ilerleyen karnı burnunda bu Suriyeli kadına nefretle bakılır:

“Bir de çocuk sahibi oluyorlar!”

Nefret dolu o bakışlarla yüreği sıkışır.

0
0
0
s2sdefault
Pülümür Mezra köyünün yakışıklı zurnacısı Musa Fırat (Solda, ayakta), 1968  (Fotoğraf: Aile arşivi)
Pülümür Mezra köyünün yakışıklı zurnacısı Musa Fırat (Solda, ayakta), 1968 (Fotoğraf: Aile arşivi)

Uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra Geyve’ye  ulaştığında şaşkındır. Olanı biteni anlamaya çalışır. Bir sabah erkenden uyandırılmış, Erzincan’a doğru yola çıkarılmışlardır. Yaşamının ‘ilk’leri o sabah başlamıştır.   Pülümür Mezra köyünden başka bir yeri ne  görmüş ne de tanımıştır. Erzincan yoluna düştüklerinde karşılaştığı hemen her yeri ilk kez görmektedir.  Erzincan’da trene niçin bindirildiğini anlaması için birkaç yılın daha geçmesi gerekecektir.   Doğum tarihi kayıtlara 1933 olarak geçmiştir. Gerçekte 1931 doğumludur. Trenle yedi yaşındayken tanışır.

Onu Erzincan (Altınbaşak)’dan Geyve’ye götüren o tren, yakasından düşmeyen, belleğinden silinmeyen acı bir anı olarak kalır.  

Divriği Tren İstasyonunda trene yakıt (kömür) ikmali yapılır. Susamışlardır. Su içmek için inerler. Divrikliler, yük vagonundan inen yolcuların acı öyküsünden haberdardır. Onlara yakın ilgi gösterirler. Yolcularla yakından ilgilenenlerden  biri de orta yaşlı bir Divriklidir. O sırada toprak damlı evinin üzerindedir. Palabıyık Divrikli, yedi yaşındaki Musa’nın   avucuna para sıkıştırır. İlkokul çağındaki çocuk, yumruğu sıkılı hâlde, babasının yanına koşar. Sımsıkı kavradığı iki gümüş mecidiyeyi babasına verir.

İki gümüş mecidiye, o zaman iyi para sayılır.  

Divriği’den bir de taş alırlar yük vagonuna. İzinsiz!  Yük vagonunda tuvalet yoktur. Trenin  tabanı taşla delinir, araya perde çekilir.

Yük vagonu, tuvalete kavuşur!  

0
0
0
s2sdefault