
Hüseyin Canerik
Şubat… İşte yine geldi… Kışın dondurucu soğuğunda kapımı çalan felaket yani. 24’ünde sanki bir fırtına kopmuş seni aramızdan alıp götürmüştü.
Aradan 20 yıl geçmiş.
35’indeydin o zaman, 35’indesin hep.
Bugün 24 Şubat.
Yüreğimin derinliklerine gömülü acılar tazelenir her Şubat’ta…

Üçtük o zaman, kıymetlin altısındaydı henüz. Sensiz ikiye düştü sayımız, gözlerimiz nemli. Karlı bir kış günüydü, sen gökte yıldız, oyun oynamak için çıkmıştık dışarı. Okullar tatil edilmişti. Biraz yürüdük, çıkaramadık karın tadını, kış seni bizden koparan uğursuz bir iklimdi çünkü.
Anlat oğlum, demiştim, ne olur duygularını anlat… Anlatırım bir gün, demiş susmuştu.
Yaşadığım acılar ilk günkü gibi taze.
Her Şubat’ta gelir çöker yüreğime.
Bugün 24 Şubat…
20 yıl önce bugün öksüz bırakmıştın bizi. Babamız 13 Eylül 2020’de sonsuzluğa karıştı, yüreğinde dinmeyen evlat acısı.

Senden armağan kıymetlimizin acısını yaşamak bana düştü. 26 Şubat’ta, sensiz geçen 19 yılın ardından Doğubayazıt’ın bir sınır karakolunda upuzun serildi yere. Başında kurşun yarası, yüreğime sıkılan. Kırılmış dişleri, kulaklarından akmış beyni. Saçlarını acemi arkadaşı kesmiş 23’ünde; kısacık, simsiyah. Geçenlerde beyaz torbada unutulmuş eşyası çıkageldi postadan, Gürbulak Jandarma imzalı. Saati, telefon rehberi, yırtık kâğıda düştüğü birkaç satırlık not, cebinde ikiye ayrılmış 20 lira bir de.

Yüreğimde dinmeyen büyük sarsıntılar…
Bugün 24 Şubat, üçten ikiye düşerken yaşadığımız acının 20. yıl dönümü.
26 Şubat, evlat acısıyla tanıştığım gün. 25’indeydi Cancağızımız, 25’inde yine.
Mesken tuttuğum mezarlıklarda her geçen gün büyüyen acıların tutsağıyım.

(Körfez, 24 Şubat 2026)




