OKULLARDA ŞİDDETİ TETİKLEYEN ETKENLER: ÖĞRENCİLER NİÇİN ÇILDIRIYOR? 

Hüseyin Canerik

Türkiye son bir ayda art arda iki acı olay yaşadı. İlk olay 14 Nisan’da, Şanlıurfa Siverek Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde meydana geldi. Devamsızlık nedeniyle okuldan uzaklaştırıldığı belirtilen Ömer Ket’in, okulda av tüfeğiyle gerçekleştirdiği saldırıda 10 öğrenci, 4 öğretmen, polis memuru Emre Çopur ile kantin işletmecisi yaralanmıştı. Ömer Ket’in aynı silahla intihar ettiği açıklanmıştı.

İkinci olay 15 Nisan’da gerçekleşti.   Kahramanmaraş Onikişubat Ayser Çalık Ortaokulu  8. sınıf öğrencisi İsa Aras Mersinli’nin okulda düzenlediği silahlı saldırıda 8’i öğrenci, 1’i öğretmen (Ayla Kara)  9  kişi yaşamını yitirmiş, 13 kişi de yaralanmıştı.  Yaralı öğrencilerden Almina Ağaoğlu (11), 18 gün süren yaşam mücadelesini 3 Mayıs’ta kaybetmişti.

Necmettin Bekçi (Kantinci ve öğretmenlerin etkisiz hâle getirdiği İsa Aras Mersinli’yi bıçaklayarak öldürmüş, kahraman ilan edilmişti)

Saldırıyı gerçekleştiren Mersinli’nin, öğrenci velisi Alperen Bekçi tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı. Hakkında yasal işlem başlatılması beklenen Bekçi, bazı yayın organları tarafından kahraman ilan edildi.

Almina Ağaoğlu (Yüreğimizden süzülen gözyaşı)

Bu üzücü olaylar alarm niteliğindedir. Acımasızca işlenen cinayetlerin sorumluluğunu anne babalara ya da öğretmenlere yüklemek, işin kolayına kaçmak olur. Türkiye’de hemen her gün kamuoyuna yansıyan akıl almaz şiddet eylemlerinin ekonomik, toplumsal, kültürel nedenlerine büyüteç tutulması gerektiği açık.

Şehit Matematik Öğretmeni Ayla Kara (Öğrencileri için canını feda eden vatansever)

Âdeta sıradanlaşan yaygın bireysel şiddet eylemleri, ülkemizi bir açık hava tımarhanesine çevirecek boyutlardadır. Okullarda giderek artan ve ölümle sonuçlanan saldırılar, akla şu soruyu getiriyor:

Çocukları suça sürükleyen etkenler nelerdir?

Soruya, ülkenin sosyoekonomik sorunlarından bağımsız yanıt verilemeyeceği açık. İşsizlik, yoksulluk, gelir dağılımdaki adaletsizliklerin suç işleme eğilimini güçlendirdiği söylenebilir. Bu durumda karşımıza ekonomik yönden ayrıcalıklı konumda olan ailelerin çocuklarının niçin suç işlediği sorusu çıkıyor. Suç işleme oranında  gözle görünen artış,  karmaşık bir sorunla yüz yüze olduğumuzu gösteriyor. Bu yazıda, eğitim sisteminden kaynaklandığı düşünülen bazı sorunların tartışılması amaçlanmaktadır. 

Öğrenciler  Niçin Çıldırıyor?

Türk eğitim sistemi, âdeta bir deneme tahtasına dönmüş durumda. Eğitim programları, sınavlar, yönetici atamaları, ders kitaplarının içeriği ve eğitim kademelerine yönelik müdahalelerin ardı arkası kesilmedi. Siyasal kaygılarla yaşama geçirilen uygulamalarda eğitimbilimin temel ilkeleri göz ardı edildi, akıl ve bilim dışlandı.

Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk
Türkiye Cumhuriyetinin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk: “Hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir!”

Seçmeli ders uygulamasıyla öğrencilerin ders yükü artırıldı. Sözü edilen dersleri seçme hakkı pratikte okul yönetimlerine tanındı ve böylece dinsel içerikli ders yükü arttırıldı.

Sanat ve spor, eğitimin kıyısına sürüldü. Daha önce haftada iki saat olan Resim-İş (Görsel Sanatlar) ve Müzik ders saatleri 1’e düşürüldü.  Güzel sanatlar eğitimi, temel eğitim okullarından dışlandı (1 ders saatinde ne resim ne de müzik yapılabilir).

4+4+4 uygulamasıyla yıllardır ilkokul kademesinde yer alan 5. sınıflar   ortaokul kademesine dâhil edildi. Oyun çağı çocuklarının sınav odaklı eğitim kademesine ani ve sert geçişleri travma etkisi yarattı.

Kentleri cehenneme çeviren çarpık yapılaşma okul mimarilerini de derinden etkiledi. Tek ya da iki katlı mahalle okullarından vazgeçildi. AVM tipi çok katlı okullara öğrenci istiflendi. Denetlenmesi güç dev yapılarla güvenli eğitim olanağı ortadan kaldırıldı. Özellikle üst katlarda öğrenim gören öğrencilerin kısa dinlenme sürelerinde bahçeye ya da oyun alanlarına erişimi fiilen işlevsiz hâle getirildi.

Okul binalarının kapasitesi, artan öğrenci mevcudundan dolayı yetersiz kaldı. Konut üretme potansiyeli yüksek bir ülkede niçin yeterli okul binası yapılmadığı sorusu yanıt bekliyor.   Kentlerde okul binaları için yeterli alan ayrılmaması ya da farklı amaçlarla kullanılmasından dolayı mevcut okul bahçelerine gecekondu türü ek binalar yapıldı. Okul bahçelerindeki bu kimliksiz yapılaşmayla çocukların oyun alanları giderek azalmaya başladı. Oyun çağı çocukları yaşamlarının en önemli evresini apartman okulların duvarları arasında geçiriyor.

Bina ve dersliklerin yetersiz kalması, gündeme ikili eğitim uygulamasını getirdi. Okul öncesi, temel eğitim ve ortaöğretim öğrencilerinin büyük bölümü ikili eğitim kıskacında ömür tüketiyor. Erken saatte okula gitmek zorunda kalan çocuklar uykusuz kalıyor. Yaz ve kış saati uygulamasına karşı geliştirilen direnç, özellikle soğuk kış günlerinde gün ışımadan okul yoluna düşen çocukların durumunun sorgulanmasını gerektiriyor. Kahvaltı yapmadan okula giden, okulda sınırlı dinlenme süresinden dolayı sağlıklı beslenemeyen milyonlarca öğrenci gerçeğiyle karşı karşıyayız. Yoğun ders yükü ve kısa dinlenme süresinin yanı sıra beslenme mekânlarının  (yemekhane, kantin vb.) yetersizliği ya da yokluğundan dolayı öğrenciler uzun süreli bir açlık sorunuyla iç içedir.  

Öğretmen ve yöneticilerin, AVM okullara yığılan binlerce öğrenciyi yakından tanıma olanağı sınırlandırılıyor. Desteğe ihtiyaç duyan öğrencilerin birçoğundan kimsenin haberi bile olmuyor.  Düşük mevcutlu okullarda kolaylıkla başa çıkılabilecek sorunlara AVM tipi okullarda çözüm üretmek sanıldığı kadar kolay olmuyor.

İkili eğitim verilen ortaokullarda 22’si sabah, 22’si öğleden sonra olmak üzere günde 44 kez zil çalıyor (Toplanma, öğrenci ve öğretmen zilleri).

Okullarda ders saatleri  “istikrarlı” biçimde artırılıyor. Ortaokul öğrencileri günde 7 (proje okullarında 8), lise öğrencileri ise ortalama 8 ders  (bazı liselerde bu sayı 10’a kadar çıkabiliyor)   görüyor. Gelişme çağındaki çocukları saatlerce hareketsiz bırakan ağır ders yükü bir dizi sağlık sorununu   (kalp, sindirim, ortopedik, duruş bozuklukları vb.) beraberinde getiriyor. Artan ders saatleriyle birlikte dinlenme süreleri kısalıyor. Bu süre 5-10 dakika arasında değişiyor. Kısa süre,  temel gereksinimlerin sağlıklı biçimde karşılanmasını, öğrencilerin oyun alanına ya da sosyal tesislere (kantin) erişimini olanaksız hâle getiriyor.

Haftada 35-50 saatlik ders yükü, öğrenme heyecanını ortadan kaldırıyor, eğitim kurumları can sıkıcı birer mekâna dönüşüyor. Okula ağır adımlarla giden öğrencilerin ders bitiminde koşar adım okuldan uzaklaşması,  eğitimin keyif verici bir süreç olmaktan uzaklaştığını gösteriyor.

12 yıllık zorunlu eğitim kapsamındaki öğrencilerin tamamına tek tip bir eğitim programını dayatmak ve herkesten aynı başarıyı beklemek gerçekçi değildir. Öğretmenin müfredatı yetiştirme kaygısı, konuların kavranmasını ikinci plana itiyor.  

Kısa süreli dinlenme ve art arda girilen dersler, öğretmenler arası etkileşimi en aza indiriyor. Zümre toplantıları vb. çalışmalar genelde yasal bir zorunluğu yerine getirmek amacıyla yapılıyor. Derslikten dersliğe koşan öğretmen, öğrencisini ayıracak zaman bulamıyor.

Öğrenciler, öğretmenlerin birbirinden habersiz verdiği ödevlerin ağır yükü altında eziliyor. Derslere ön hazırlık ve pekiştirme amacıyla verilmesi gereken ev ödevleri, öğrencinin öğrenme gereksinimi ve zamanı dikkate alınmadan verildiğinde erken yaşta tükenmişlik duygusuna yol açar.  

Dijital terörün yıkıcı etkisine açık öğrencilerin eğitiminde akıllı tahta, tablet vb. araçların kullanılması, sorunun ciddiyetini ortaya koyuyor.

Okullarda gerçekleştirilen katliamların kitle iletişim araçlarından âdeta canlı yayınlanması, suç işleme potansiyeli yüksek öğrencileri özendirici niteliktedir.

Ne Yapılmalı?

Ağır ders yükü, ikili eğitim, sıklıkla değiştirilen programlar, aklı ve bilimi dışlayan ders kitapları,  yetersiz yöneticiler, AVM tipi çok katlı ve kalabalık okullar; sorunlu ve mutsuz kuşakların yetişmesine neden olmaktadır. Türkiye’nin geleceğini yakından ilgilendiren soruna köklü çözüm için siyasal kaygıların bir yana bırakılması gerektiği değerlendirilmektedir.

Okulda sağlıklı beslenme koşulları yaratılmalı,  ayak üstü ve sağlıksız beslenme alışkanlığını tetikleyen koşullar değiştirilmelidir. Her okula bir yemekhane uygulaması yaşama geçirilmelidir.  

Eğitim programları ve ders kitaplarının hazırlanma sürecinde, siyasal hesaplar bir yana bırakılmalı,  kitaplar bilim dışı içerikten arındırılmalıdır.

Seçmeli ders uygulamasına son verilmelidir. Öğrencileri bunaltan, sağlık sorunlarını tetikleyen ders yükü hafifletilmelidir. Bu nedenle haftalık ders saati toplamı 30’u geçmemelidir.

Güzel sanatlar (Resim, Müzik, Edebiyat) ve spor eğitimine ağırlık verilmeli, söz konusu derslerin haftalık ders saati artırılmalıdır.  Okullarda sanat ve spor eğitimi için uygun alanlar oluşturulmalı, araç-gereçle desteklenmelidir.  

AVM tipi okul mimarilerinden vazgeçilmeli, tek katlı mahalle okulları inşa edilmelidir. Okul bahçelerini çarpık yapılaşmaya  (ek derslik gibi.) açan uygulamalara son verilmelidir. 

Öğrencilerin akıl ve ruh sağlığını bozan, sağlıklı beslenme olanağını sınırlayan, erken yaşta tükenmişlik duygusuna yol açan ikili eğitim uygulaması sona erdirilmeli, tam gün eğitime geçilmelidir.

5. sınıf yeniden ilkokul kademesine dâhil edilmelidir.  

Öğrencileri yılgınlığa sürükleyen ev ödevlerinden kaçınılmalıdır. Amaç değil araç olarak değerlendirilmesi gereken ödevler, haftalık zümre toplantılarında belirlenmelidir. Öğrencilere ödev verilirken yaş, zaman, ders dışı etkinlikler vb. etkenler göz önünde bulundurulmalıdır.

Yetenek ve birikimlerin göz ardı edildiği sınav odaklı sistemden dönülmelidir. Öğrenciler, erken yaşta ilgi duyulan alanlara yönlendirilmelidir. Bu amaçla sanat, spor ve meslek ortaokulları açılmalıdır.

Ders programları eğitimbilim ilkelerine uygun olarak düzenlenmelidir. Öğrenciye soluk aldıran sanat ve spor dersleri dengeli biçimde dağıtılmalıdır. Dikkat gerektiren dersler öğrencilerin zinde olduğu saatlerde işlenmelidir.

Öğretmen ve öğrencilere ayrı zil uygulamasıyla 10 dakikalık dinlenme süresi pratikte 8 dakikaya kadar inmektedir. Ders zilindeki bu ikili uygulama son bulmalıdır.

Şiddet iklimini içselleştiren kültürel altyapıya karşı sanat ve spor etkinlikleri yaygınlaştırılmalıdır.

Güçlü Türkiye,  geleceğimizin en büyük güvencesi gençlerimizi çıldırtan, öğrenme heyecanını bastıran ve mutsuz bireyler olarak yetiştiren eğitim sisteminden vazgeçerek inşa edilebilir. 

(Körfez, 13 Mayıs 2026)

Related Posts

PÜLÜMÜR’DEN YOZGAT’A SAVRULAN BİR AİLENİN ÖYKÜSÜ:  KOCATEPE (ASKİREG) KÖYÜNDEN MEHMET GALİK’İN ZORLU YOLCULUĞU

Hüseyin Canerik Pülümür Askiregli (Kocatepe/Aşkirek)  Paşa (Pasaye Qalik), 1913’te yaşama gözlerini yumduğunda geride dul bir eş ve dört çocuk bıraktı.  Eşi Beser Hatun ile çocukları Cemal,  Qeko, Gülüzar ve  Kalik’i…

KAHRAMANMARAŞ ONİKİŞUBAT AYSER ÇALIK ORTAOKULU KATLİAMI, LİNÇ KÜLTÜRÜ VE KAHRAMANLIK

Hüseyin Canerik Türkiye son bir haftada art arda iki acı olay yaşadı. İlk olay 14 Nisan’da, Şanlıurfa Siverek Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde meydana geldi. Devamsızlık nedeniyle okuldan…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kaçırdıkların

OKULLARDA ŞİDDETİ TETİKLEYEN ETKENLER: ÖĞRENCİLER NİÇİN ÇILDIRIYOR? 

  • Mayıs 13, 2026
  • 3 views
OKULLARDA ŞİDDETİ TETİKLEYEN ETKENLER: ÖĞRENCİLER NİÇİN ÇILDIRIYOR? 

PÜLÜMÜR’DEN YOZGAT’A SAVRULAN BİR AİLENİN ÖYKÜSÜ:  KOCATEPE (ASKİREG) KÖYÜNDEN MEHMET GALİK’İN ZORLU YOLCULUĞU

  • Mayıs 8, 2026
  • 76 views
PÜLÜMÜR’DEN YOZGAT’A SAVRULAN BİR AİLENİN ÖYKÜSÜ:  KOCATEPE (ASKİREG) KÖYÜNDEN MEHMET GALİK’İN ZORLU YOLCULUĞU

KAHRAMANMARAŞ ONİKİŞUBAT AYSER ÇALIK ORTAOKULU KATLİAMI, LİNÇ KÜLTÜRÜ VE KAHRAMANLIK

  • Nisan 23, 2026
  • 34 views
KAHRAMANMARAŞ ONİKİŞUBAT AYSER ÇALIK ORTAOKULU KATLİAMI, LİNÇ KÜLTÜRÜ VE KAHRAMANLIK

GÜLİSTAN DOKU  SORUŞTURMASINDAN SONRA SIRA  ROJİN KABAİŞ DOSYASINDA

  • Nisan 16, 2026
  • 38 views
GÜLİSTAN DOKU  SORUŞTURMASINDAN SONRA  SIRA  ROJİN KABAİŞ  DOSYASINDA

PÜLÜMÜR KOVUKLU KÖYÜNÜN SEVİLEN AYDINLARINDAN MEHMET AÇIK 75 YAŞINDA

  • Nisan 14, 2026
  • 44 views
PÜLÜMÜR KOVUKLU KÖYÜNÜN SEVİLEN AYDINLARINDAN  MEHMET AÇIK 75 YAŞINDA

PÜLÜMÜR DEĞERLİ BİR EVLADINI, THM SANATÇISI HÜSEYİN DÜZGÜN’Ü SONSUZLUĞA UĞURLADI

  • Nisan 12, 2026
  • 69 views
PÜLÜMÜR DEĞERLİ BİR EVLADINI,  THM SANATÇISI HÜSEYİN DÜZGÜN’Ü  SONSUZLUĞA UĞURLADI