
Hüseyin Canerik
Cumhuriyetin yeni ilan edildiği yıllarda yollara düştüler. Bebeklerin, hastaların ve yaşlıların bir kısmı, bu uzun ve yorucu deniz yolculuğunun ağır yükünü taşıyamadı. Yıldızlara kavuşanları yanlarına alacak vakitleri dahi yoktu; birçoğu serin sularda sonsuzluğa karıştı. Selanik, Siroz, Vodine, Serfine ve Kayalar’da başlayan bu zorlu yolculuk, anavatan Türkiye’de son buldu. Muhacirler; İzmit, Bursa, İstanbul, Bolu, Antalya, Bilecik, Eskişehir, Konya, Niğde, Kayseri, İzmir, Afyon, Çanakkale, Mersin ve Giresun gibi pek çok kente yerleştirildiler.

Bulancak, Balkanlardan getirilen 361 Türk’ün yerleştirildiği kıyı kentlerinden biriydi. Selanik’te varını yoğunu bırakarak Bulancak’a yerleşen Salih Güner ve eşi Üzeti Güner, iki çocukluydu. Zekeriya Öztürk, kız kardeşi Aşman Hanım’la birlikte Selanik’e veda etmişti.
Ayşegül Nüman, Selanik Çalcılar’dan Bulancak’ın Alidede köyüne yerleşen Salih Güner ve Zekeriya Öztürk’ün torunlarındandır. Babası Sabri Öztürk (1933–2013), çalışkanlığıyla tanınan İfakat Hanım (1928–2018) ile evlenmişti.

Bulancak; hamsi böreği, galdirik mıhlaması, merevcen kavurması, çalı çileği çorbası ve ısırgan yağlaşı gibi zengin yemek kültürüyle bilinir. Selanik kökenli aileler ise mutfağa hamur işlerini taşımıştı: Büryan, çömlekte kuru fasulye; domatesli, kabaklı, çökelekli ve kıymalı pideler; Selanik tatlısı (toparlak), mısır unundan kaçamak ve tutmaç…

“Gâvur” Damgası ve İlk Direniş
Doğup büyüdükleri topraklardan koparılanların gözyaşları, Karadeniz’in hırçın dalgalarına karıştı. Serin sulara gömülen minik bedenler, kuşaktan kuşağa aktarılan acılı birer öyküye dönüştü. Ayşegül, Balkanlar’da Müslüman oldukları gerekçesiyle dışlanan, Türkiye’de ise “gâvur” oldukları savıyla dışlanan bir muhacir çocuğu olarak büyüdü. Dördü kız, ikisi erkek altı kardeşli ailede yetişti.
En küçük kardeşleri Zeki doğduğunda, doğumu kurbanla kutlanan şanslı çocuklardandı.

“Gâvur” Damgası ve İlk Eylem
Bulancak Barbaros İlkokuluna başladığında altı yaşındaydı. Okul bahçesinde inşa edilen baraka derslikte okumayı reddetti. Okuldan kaçarak eve gitti. Bu onun yaşamındaki ilk eylemlerinden biriydi:
“Ben barakada okumam!”

Babası Sabri Öztürk, kızına sarıldı, gözlerinden öptü. Elinden tutarak Okul Müdürü Sadık Turan’ın yanına götürdü. Bulancaklı öğretmeni Nizamettin Şenel sayesinde okulu ve arkadaşlarını sevdi.
Sema Şenel, İclal Apaydın, Sevim Köse, Mürvet Üstün, Nevin Yaşar, Ertuğrul Şenol Kara sınıf arkadaşlarından bazılarıydı:
“İlkokulu hep sevdim. Öğretmenimizin kızı Sema Şenel’le birlikte evlerine giderdik. Bazen öğretmenimizin dosyalarını düzenlerdik.”

Okulda her şey kusursuz değildi. Katı kurallar, muhacir çocuklarının yola getirilmesinde ödünsüz uygulanırdı:
“Barbaros İlkokulu Müdürü Sadık Turan, Din Bilgisi dersine girerdi. Dersi dinlemediğim gerekçesiyle başımdan tutup masaya vurmuştu. Bir gün de Salih Nüman’a Fatiha’yı okutmak istemiş. Salih ezberlemediği için okuyamamış. Yanındaki ağabeyim Bahtiyar’a okutmuş; o takılmadan okumuş. Müdür yeniden Salih’e dönüp ‘Haydi oku!’ demiş. Yine okuyamayınca onu dövmüş.”

“Gâvur” damgasından kurtulmanın yolu dinsel eğitimden geçiyordu. Yaz tatillerinde Bulancak Çoloğlu Camisinde Kur’an kursuna giden öğrencilerden biriydi. Kur’an kursu hocası Nuri Genç’ti (1930-2021). Hocasından hiç dayak yemeden Kur’an’ı ezberlemişti. Kardeşleriyle birlikte gittiği kursa, Alidede köyüne fındık toplamaya gidinceye kadar devam ederdi.

Bir Mübadil Köyü: Alidede (Rumtepe)
Alidede (Rumtepe), 1924’te Selanik mübadillerinin yerleştirildiği eski bir Rum köyüdür. Bulancak’ın Piraziz bucağına bağlı yerleşim, 16 Ağustos 1988’de ilçe statüsü kazanan Piraziz’e bağlanmıştır. Karadeniz köyleri genellikle dağınıkken Alidede toplu yerleşimlidir; mimarisi de farklıdır. Alidede Camisi ve ilkokulu, yıkılan kilisenin taşlarıyla yapılmıştır. Bir dönem muhtarlık yapan dedesi Salih Güner, kilisenin yıkılmasına karşı çıkmış ancak sözünü dinletememişti.

Bulancak Ortaokulu
Temel eğitimini başarıyla tamamladı, Bulancak Ortaokulunda eğitime başladı. Ağabeyi Bahtiyar Öztürk, Fransızca bölümündeydi. Kardeşini aynı bölüme yönlendirdi. Ortaokulda yakın arkadaşı Gülsen Karadağ’dı. Cihan Ceyhan (Matematik), Nursel Peker (Türkçe), Müzeyyen … (Sosyal Bilgiler) ve Mehmet Saral (Fransızca) öğretmeniydi.

Balkan göçmenlerinin anavatanda kabul görmeleri kolay olmadı. Bulancak’ta yerli–muhacir ayrımı uzun yıllar devam etti. İlçede Selanik kökenli Sarıgöller ve Yaşarlar ticaret yaşamında söz sahibiydi; yerlilerden ise Erişler ticarette etkiliydi.
Çalışma Yaşamı
Babası Sabri Bey, Bulancak’ta esnaflık yapardı. İhsaniye Mahallesi, İnönü Caddesi No: 36’da tek katlı bir tuhafiye dükkânı açmıştı; sonradan Feza Yünleri yetkili satıcısı oldu. En son Kayalar Otelini işletti. Dükkânda babasına yardım ederdi. Soğuk havalarda evde mangalı közle doldurur dükkâna götürürdü. Bir dönem Necmettin Erbakan’ın da konakladığı Kayalar, Necati Cumalı’nın “Viran Dağları”nda da geçen Kaylar adından esinlenerek konulmuş addı.

Sabri Bey, Alidede’den Bulancak’a at sırtında gider gelirdi; köyde çiftçilik de yapardı. 200–250 koyunu, inekleri ve camızları (manda) vardı. Ayşegül, bir gün camızları suya götürürken biri çarşıya kaçmış, arkasından koşarken ağlamıştı.
Yaylaya çıkarlardı. Karagöl Yaylası’nda hemen her işe koşardı. Yörük Yaylası’nda tek gözlü, ahşap bir yapıları vardı; bacası yoktu. Ateş yakıldığında duman içeri dolardı.
Çocukluğunda evcilik oynar, ağaç dallarında ya da fındık ocaklarının arasında ev yapardı. Ebelemece, saklambaç ve çizgi oyunları oynardı. Gülizar Karaman, Gülsen Karaman, Nevin Yaşar ve Hatice Fatma Nüman unutamadığı çocukluk arkadaşlarıydı.

Hamsi çok ucuzdu. Genellikle ızgara yapılırdı. Kendisini hamsi almaya gönderirlerdi; çok miktarda alması gerekirdi. Çarşıda hamsi taşırken utanırdı. Bunun ucuz oluşundan mı, çokluğundan mı kaynaklandığını hatırlayamıyordu.
Bulancak’taki bakkalları Ali Dayı’ydı. Bakkal İhsaniye Mahallesi, İnönü Caddesi’ndeydi. Ziraat Bankası memurlarından Bayram Güngör alt katta otururdu. Adresi soranlara şöyle tarif ederdi:
“Aslan Yani’den Yukarı Yokuş Dibi, Gülizar Yenge Apartmanı, zemin kat, asma kilit.”

Bulancak Lisesi Yılları
1974–1977 yılları arasında Bulancak Lisesinde okudu. Öğretmenleri Cihan Ceyhan (Matematik), Ali Galip Süt (Fransızca), Nalan … (Kimya) ve Osman’dı … (Coğrafya). Emekli bir PTT müdürü Türk Dili ve Edebiyatı derslerine girerdi. Lisede küçük çaplı siyasi tartışmalar dışında ciddi olaylar yaşanmazdı. Hiç bütünlemeye kalmadı; Neşe Okay bütünlemeye kalmayan arkadaşlarındandı.

O yıllarda Bulancak güvenliydi; rahatça sokağa çıkar, dolaşırlardı. Hırsızlık gibi olaylar yok denecek kadar azdı. Gençlerin bir amacı vardı; dürüstlük ön plandaydı. İlçede sol görüş etkindi. Kurtuluş grubu en etkili gruptu; Dev-Yol gibi gruplar da faaliyet yürütüyordu.
1977’de üniversite sınavına başvurması gerekiyordu. Sınav harcı için dükkâna, babasının yanına gitti. Abdest alıyordu. Durumu anlatınca kızdı: “Seni bir yere gönderemem,” dedi. Ağlayarak annesine gitti; onda da para yoktu. Annesiyle birlikte yeniden dükkânın kapısını çaldı. O sırada kahveci Kadim geldi ve “Ebe, niçin ağlar bu kız? Belki Giresun’u kazanır,” dedi. Babasının aklına yattı.

Giresun Eğitim Yüksekokulu
1977’de Giresun Eğitim Yüksekokulunu kazandı (1977–1979). Onunla birlikte Gülsen Karadağ, Zehra Gündoğdu, Sema Şenel, Mürüvvet Üstündağ, Ertuğrul Şenol Kara, Ali Akdemir ve Raif Gürsoy da aynı okulu kazandı. Bulancak–Giresun arası on beş kilometreydi; gidiş dönüş yaptı.

Öğretmenlik Yılları
1979’da Iğdır’a atandı. Bir Azeri köyüydü. Ağabeyi Bahtiyar’la birlikte Iğdır Öğretmenevinde kaldılar. Ortam gergindi. Ertesi gün bir Margirus otobüsle köye gittiler. Şoför, “Köyden CHP’ye altı oy çıkıyor, onu da biz veriyoruz,” dedi. İlk gece şoförün evinde kaldılar. Okul müdürü mezun olduğu okulu sordu. “Giresun Eğitim Yüksekokulu,” deyince, “Kardeşim Veli Ç. de oradan mezun,” dedi. Okulda aşırı siyasi kimliğiyle öne çıkan isimden dolayı tedirgin oldu.

Millî Eğitim Müdürlüğüne döndüler. Becayiş yoluyla Arpaçay Büyükçatma Köyü İlkokuluna atandı. Zekiye Erdoğan, Hüseyin Göncüoğlu ve Turan (?) aynı okula atanmıştı. Okulda Halis, Saim ve Nuran Yıldız görev yapıyordu. Okulda ikili eğitim yapılıyordu. 1980’de Salih Nüman’la yaşamını birleştirdi. Aynı yıl eş durumu nedeniyle Bulancak Şeyhmusa Ortaköy İlkokulunda göreve başladı.

1981’de atandığı Bulancak Fevzipaşa İlkokulunda, iki yıl müdürlük olmak üzere, toplam 14 yıl görev yaptı. Fevzipaşa’ya, darbe hukukuyla görevden alınan öğretmenlerin yerine atanmıştı.

1995’te Bulancak Sabiha Raşit Özdemir İlkokulunda Ev Ekonomisi öğretmeni olarak görevlendirildi. İkinci yarıyılda, yıllarca müdürlük yapmış bir öğretmenin okuttuğu 1. sınıfta görevlendirildi. Sınıf mevcudu ellinin üzerindeydi. Yıl sonunda Müdür Rıfat Özdemir, “Artık gönül rahatlığıyla tatilini yap,” dedi. Ertesi yıl yeniden birinci sınıfı verdiler. Okuttuğu sınıftan üç doktor yetişti.

2006’da Kocaeli Derince Pakmaya Huriye Pak İlkokuluna, 2008’de Ford Otosan İlkokuluna atandı. 2012’de okul ortaokula dönüştü. Bir yıl daha çalıştıktan sonra 2013’te Türkan Dereli İlkokuluna atandı. 2019’a kadar çalışarak emekliye ayrıldı.
İçe kapanık bir çocuktu.
Çocukluğu ve gençliği çalışarak geçti. Dükkânda çalışır, evin alışverişini yapar, fındık toplar, harmanda çalışır, hayvan otlatır, yemek yapardı.

Buharlaşan Feza Yünleri
Babası, ağabeyinin ameliyatından dolayı üç hafta dükkânda yoktu; Feza Yünleri’ni satıyordu. Bir kadın veresiye yün aldı. Defterde adı vardı; daha önce aldığı yünlerin parasını ödememişti. Babası dönünce defteri karıştırdı, durumu görünce çok kızdı. Veresiye defterinde bazı kişilerin adı yerine nitelikleri yazılıydı.
Babasının Cuma namazına gittiği bir gün dükkândaydı. Bir kadın koşarak gelip “Baban nerede?” dedi. “Beş çile yün ayırtmıştım,” dedi. Paket yapacaktı; “Arabayı kaçıracağım,” diyerek alıp gitti. Babası bu kez kızmadı.
Bahtiyar’ın Kütüphanesine Giriş Yasağı!
Okuduğu ilk kitap Victor Hugo’nun Sefiller’iydi. Başta sıkıldı, sonra sevdi. Başlangıçta daha çok Hürriyet’in Kelebek ekini ya da Günaydın’ın Saklambaç ekini okurdu. İlhan Selçuk, Uğur Mumcu ve Oktay Akbal’ı severek takip ederdi. Sabri Bey, kızının, Bahtiyar ağabeyinin bazı kitaplarını okumasını yasaklamıştı.

Yaşamının kırk yılını sınıflarda geçirdi. Koşar adım girdiği dersliklerden ağır adımlarla ayrıldı. Bazı öğretmenlerin uzak durduğu sınıfları tereddütsüz okuttu ve her defasında başarılı oldu. Özel derslerin kıyısından bile geçmedi. Desteğe gereksinim duyan öğrencilerine karşılıksız zaman ayırmanın mutluluğunu yaşadı.
Emekliliğinde özel okullardan gelen teklifleri tereddütsüz geri çevirdi. Zamanını resim yaparak, müzik eğitimi görerek, torunlarına örgü örerek, Türk ve Dünya klasiklerini okuyarak geçiriyor.

Cumhuriyetin 100. Yılına Mektup Sürprizi
28 Ekim 2002’de, PTT’nin “Cumhuriyetin 100. Yılına Mektup” kampanyasına çocukları Haldun Numan ve Semih Numan’a yazdığı mektupla katılmıştı. Mektup, 21 yıl sonra, Cumhuriyetin 100. Yılı’nda yerine ulaştı. 2024, Selanik göçmenlerinin yurda gelişlerinin 100. yılıydı.

Selanik kökenlilerin, Mavi Gözlü hemşehrilerinin ilkelerine bağlılıkları bugün de devam ediyor. Torunları, zorunlu sürgünden yaklaşık yüz yıl sonra terk edilen toprakları ziyaret etti. Selanik, Kayalar ve Çalcılar’da toprağa karışan anıların izini sürdüler. Mahalleler, sokaklar, mezarlıklar sessiz ve suskundu.
Zeki Öztürk, Çalcılar köyünde atalarından kalan ve yüz yılı aşkın süredir ayakta kalmayı başaran tek katlı evi keşfetmenin buruk sevincini paylaştı. Bir doktorun oturduğu evde, doğup büyüdükleri coğrafyadan koparılan bir halkın acıları saklıydı. Atanur Öztürk ve Coşkun Karadağ, sokak sokak gezdikleri Selanik’ten buruk ayrılan diğer Bulancaklılardı.
Ayşegül Nüman, bundan 102 yıl önce Balkanlardan kapı dışarı edilen bir halkın anılarını, çalışkanlığını ve aydınlığını genç kuşaklara aktaran değerli bir varlık olarak yaşamını sürdürüyor.
Başı dik, yüreği aydınlık…


(Körfez, 20 Şubat 2026)




