PÜLÜMÜR’DEN YOZGAT’A SAVRULAN BİR AİLENİN ÖYKÜSÜ:  KOCATEPE (ASKİREG) KÖYÜNDEN MEHMET GALİK’İN ZORLU YOLCULUĞU

Hüseyin Canerik

Pülümür Askiregli (Kocatepe/Aşkirek)  Paşa (Pasaye Qalik), 1913’te yaşama gözlerini yumduğunda geride dul bir eş ve dört çocuk bıraktı.  Eşi Beser Hatun ile çocukları Cemal,  Qeko, Gülüzar ve  Kalik’i zor günler bekliyordu. Paşa’nın eşi Beser Hatun, kocasını yıldızlara uğurladıktan kısa bir süre sonra Sarıgüllü (Mazrakoy) Ağa Aykut (Ağaye Qek) tarafından kaçırıldı. Çocuklar öksüz kalmıştı. Henüz bir yaşını bile doldurmayan Kalik’in bakımını,   amcası Seyidhan Galik’in (?-1937) eşi  Mercan Hanım (1890-1973) üstlendi. 

Oturanlar: Kemal Karadağ, Salih Karadağ, Hüseyin Kırıkkaya. Ayaktakiler: Hüseyin İlter ve Mehmet Galik. Fotoğraf: Esma Buluş Kırkkaya, Aşkirek, Fam Yayınları, Ocak 2026.

Kayseri’ye sürgün edilen Beser’in ikinci eşinden iki çocuğu olmuştu.  Yaşadıklarına isyan eden kadın kocasından ayrılmış, kızı Medine ve oğlu Hüseyin Aykut’la baş başa kalmıştı. Yaşamını kömürlü lokomotiflerden boşaltılan küllerin arasından seçtiği kömürü satarak sürdürmüştü.

Hatice Galik, Mehmet Galik, Zöhre Doğan, Gülüzar Doğan.

Memleketteki yakınlarını birkaç kez ziyaret eden Beser, bir süre İstanbul’da çalışan oğlu Hüseyin’in yanında kaldı. Medine,  Dereboylu (Danzik) Baki Burcu’yla yaşamını birleştirmişti. Baki fırıncıydı, Kemah’ta çalışıyordu. Yıllar önce sonsuzluğa karışan sürgün anne ve çocukları, yakınlarının yüreğini sıkıştıran buruk öykülerden biridir. 

Melek Kırıkkaya ve eşi Kalik Kırıkkaya. Fotoğraf: Esma Buluş Kırkkaya, Aşkirek, Fam Yayınları, Ocak 2026.

BAHADIN’DA PÜLÜMÜRLÜ SÜRGÜN AİLE

Annesiz ve babasız büyüyen Kalik Kırıkkaya (1913-2000), 1938’de Dersim’den Yozgat’ın Sorgun ilçesine bağlı Bahadın kasabasına sürgün edildi. 1941’de Pülümür Akdikli Veli Ateş’in kızı Melek Hanım’la (1916-2020) evlendi. Melek, Sorgun’un Büyükincirli köyüne sürgün edilen ailesinin yanında yaşıyordu. Bir süre Bahadın’da genç çiftler Yozgat il merkezine taşındı. Bunun nedeni, Kalik Ağa’nın, tren istasyonunda buğday yükleme ve boşaltma işinde çalışmasıydı. Yozgat’ta   çocukları Hasan (1943), Ali (1946), Mehmet (1948) ve Gülüzar   doğdu. Fadime, İsmail, Sultan  ve Hüseyin  sürgün dönüşü aileye katılan  diğer çocuklardı.

Gazel Kaya ve eşi Hasan Kırıkkaya. Fotoğraf: Esma Buluş Kırkkaya, Aşkirek, Fam Yayınları, Ocak 2026.

NÜFUS MÜDÜRÜ BEĞENMEDİĞİ ADLARI DEĞİŞTİRMİŞ!

Çocuklarına erken yaşta veda eden Paşa, sürgünde adlarının kendilerinden habersiz değiştirildiğini hiçbir zaman öğrenemeyecekti. Oğlu Kalik’in (Qalik) adı, bir kalem darbesiyle Kaya yapılmıştı! Qeko’ya uygun görülen ad ise Alp’ti! Kalik, çocuklarının girişimiyle babasının verdiği ada kavuştuğunda, bu dünyadan çekip gitmişti.  

Mehmet Galik, 1963 yılı.

Mehmet, 1948’de Yozgat’ta dünyaya geldi. Yengesi Mercan Galik evlerine gelmiş, ailenin sevincine ortak olmuştu. Mercan, bebeğe, çok sevdiği eşi Seyidhan’ın yeğeni Mehmet’in adını verdi. Mercan’ın evlatlık almak istediği Mehmet,  genç yaşta aşiret çatışmasının kurbanı olmuştu. Eşi 1937 yılında Erzincan Kalecik köyünde köylüler tarafından öldürülen acılı kadın, Mehmet’i evlatlık almaya karar vermiş, aile bu isteği onaylamıştı.

Mercan Galik ve Ali Kırıkkaya, 1972, Derince. Fotoğraf: İbrahim Seyitcemaloğlu

YOZGAT’TAN ERZİNCAN’A YOLCULUK

Sürgünlere 1947’de memlekete dönüş yolu açıldı. O tarihte Çakırkaya (Pancıras/Pancilas) Deresi’nin doğusundaki yerleşimciler köylerine dönebiliyordu. Derenin batısı, Kocatepe dâhil, yasak bölge kapsamındaydı. Kırıkkaya ailesinin yasaktan haberi yoktu. Aileler yük vagonlarıyla Erzincan’a gelmişti. Kırıkkaya ailesi 1950 yılında Erzincan’a döndü.   Yasaklı köy sakinlerinin bazılarına   Erzincan’da arazi verilmişti.  Bu aileler arazilerin olduğu köylere yerleştirildi. Kocatepeli Kırıkkaya ailesi, kısa bir süre vagonda yaşadıktan sonra Pülümür Akdik köyünün yolunu tutar. Melek Hanım, eşi ve çocuklarıyla birlikte babası Veli Ateş’in evine vardığında havalar serinlemeye başlamıştı. O kışı Akdik’te geçirirler. Mehmet, dedesinin evinde iki kez yüksekten (sedir) düşer, ateşli hastalıkla mücadele eder.   

Aile, 1951 yılı ilkbaharında Kocatepe köyü Kalikler mezrasına kavuşur. Eşya katır sırtında taşınır. Yolculuk sırasında patikada devrilen bir katır el birliğiyle kurtarılır. 

Mercan Galik’le Kırıkkaya ailesi, Seyidhan Galik’in 1937’den önce yaptırdığı evi onararak birlikte oturur. Evin onarımına, Melek Hanım’ın kardeşi Akdikli ünlü taş yapı ustası Musa Ateş (Pala Musa, 1932-2021) emek verir.

Ünlü taş yapı ustası Musa Ateş (Pala Musa) Fotoğraf: Hayri Dalkılıç arşivi

ÖKÜZ MAĞARASI’NDA KORKU DOLU GECELER

1951  yılı ilkbaharıydı.  Evsiz barksız bırakılmış aileler yıkılan evlerinin yerine yenisini yapmak için seferber olmuştu. Kırıkkaya ailesi de onlardan biriydi. İki kardeş,  Cemal  Kalik ve Kalik Kırıkkaya, Öküz Mağarası’nda (Eskete Lona Gau)  yaylaya çıkmıştı. Öküz Mağarası, köyün yirmiye yakın yaylasından sadece biriydi. Prof. Dr. Esma Buluş Kırıkkaya’nın “Aşkirek” kitabından (Fam Yayınları, 2026),  Kocatepe’nin yayla zengini köylerimizden biri olduğunu öğreniyoruz:

Öküz Mağarası Önü (Vere Lona Gau), Belese, Mal Çayırı (Merga Mal),  Kırmızı Taş (Kemere Sur) Büyük Kepir (Kepira Pile), Küçük Kepir (Kepira Qıze), Şirin Yaylası (Ware Şirine), Yuvarlak Taş (Kemera Tope), Seyit Cemal Yaylası (Ware Seycamal), Tekne Önü Yaylası (Ware Vere Tekna), Demir Yaylası (Ware Demire), Beyaz Çeşme (Heniyo Sıpe), Birman Yaylası (Ware Birmu), Keçel Yaylası (Ware Keçelu), Hüseyin Yaylası (Ware Wuşen),  Geçit Önü (Vere Welağe),  Orman İçi (Werte Geme), Orman Arkası (Pee Geme).

Cemal Kalik. Footğraf: Gülüzar-Hüseyin İlter arşivi

Öküz Mağarası, oldukça büyüktü.  Su kaynağı mağaraya uzaktı. Mağaranın bir tarafında Kalik Ağa’nın, diğer tarafında ise ağabeyi Cemal Ağa’nın ailesi kalıyordu. O tarihte taş yapı ustaları ev ve ahır inşaatlarını tamamlamaya çalışıyordu. Köyün yetişkin erkekleri, inşaatlardan artakalan zamanda otları biçiyordu. Köyde harman savurma makinesi yoktu. Toprak damlı evlerin üstü harman yeri olarak kullanılırdı. Saman kürekle havaya savrulur, sap ve taneler ayrılırdı.  Rüzgârlı gecelerde bu iş sabahlara kadar devam ederdi.  Saman, tepede açılan delikten samanlığa doldurulurdu. 

Gülizar Kırıkkaya (İlter) Yozgat’tan Erzincan’a anne kucağında getirilmişti.

Mağarada akşamları iki kadın, Melek ve Zeynep ile çocuklardan başka kimse olmazdı. Yaylacıların gün ışığında kendilerini güven içinde hissettikleri mağara günbatımından sonra korkulan bir mekâna dönüşürdü. Çocuk yüreği korkuya dayanamaz. Islık öttüren rüzgâr, kaynağı belirsiz tıkırtı, mağarada yankılanan sesle ürperir çocuklar.  Minik bedenler,  zifiri karanlığı yaran alevlerin çevresinde annelerine sokulur, yüreğe işleyen korku duygusuyla başa çıkmaya çalışırdı. Ateş, savunmasız insanı yaban hayvanlarından koruyan düşük maliyetli bir tür mühimmat olarak da görülebilir. Kalın yün yorganın altına gizlenmek, korkuyu yenmenin bir diğer yoluydu. Yorgan, çocukları tehlikelere karşı koruyan zahmetsiz bir savunma aracıydı.

Pülümür Kocatepe İlkokulu

KOCATEPE İLKOKULUNDA EĞİTİM  

Mehmet, temel eğitim çağındaydı. Kocatepe İlkokuluna kaydedilmesi gerekiyordu. Öğretmen Pülümür Dereboylu Ahmet Gültekin’di (1929-1981). Kayıt için kimlik gerekliydi. Kalik Kırıkkaya, 1957 yılında Pülümür Nüfus Müdürlüğünün kapısını çaldı. Kasketi sağ elindeydi. Nüfus memuru, 1948’de dünyaya gelen Mehmet’in doğum tarihini okula başlama yaşını dikkate alarak 1951 olarak işledi.

Kalik_Melek Kırıkkaya çifti.

1957’de Kocatepe İlkokulunda eğitime başladığında 9 yaşındaydı.  Okul binası henüz yapılmamıştı, Ahmet Uraz’ın evinin bir odası dersliğe çevrilmişti.  Öğretmeni Pülümür Dereboylu Ahmet Gültekin’di. Gültekin, birkaç ay görev yaptıktan sonra köyden ayrılmış, eğitim fiilen sona ermişti.

KÖY ENSTİTÜLÜ ÖĞRETMENLER KOCATEPE’DE

Erzurum Pulur Köy Enstitüsünün Pülümür Kocatepeli öğrencisi İbrahim Seyitcemaloğlu, 96 yaşında, 11 Mayıs 2023.
Erzurum Pulur Köy Enstitüsü mezunu İbrahim Seyitcemaloğlu.

1958’de Pulur Köy Enstitüsü mezunu öğretmen İbrahim Seyitcemaloğlu’nun (Arslan, 1927-2023) öğrencisiydi. O tarihte okul binası çatısızdı. Yağışlı günlerde tavan damlar, öğrencilerin yanı sıra kitap ve defterler ıslanırdı. Seyitcemaloğlu, Erzincan’dan getirttiği birkaç teneke zifti lojman ve dersliğin üzerine yayarak damla sorununu çözüme kavuşturmuştu.  Okulun sıra ve masaları yetersizdi. Bazı öğrenciler yer minderlerinin üzerinde otururdu.  Dördüncü sınıfa kadar Seyitcemaloğlu okuttu. Beşinci sınıf öğretmeni Pülümür Uzunevler köyünden Yılmaz Doğan’dı (1939-2024). Doğan, Pamukpınar Köy Enstitüsü mezunuydu. 

Soldan sağa Hıdır Sadıkoğlu (Müdürağa, 1919-2002), Ali Aslan (1907-2000), Yılmaz Doğan ve Hıdır Yaman (1938-2021), 1965, Ankara, Millî Eğitim Bakanlığı (Fotoğraf: Yüksel Yaman arşivi)
Soldan sağa: Hıdır Sadıkoğlu (Müdürağa, Ali Aslan, Yılmaz Doğan ve Hıdır Yaman, 1965, Ankara, Millî Eğitim Bakanlığı (Fotoğraf: Yüksel Yaman arşivi)

Mercan Hanım her sonbaharda Erzincan’a gider, sağdıcının (mısayıvı) oğlu Habip Sert’in evinde kalırdı. Kocatepe İlkokulunun son ders zili çalmış, koşa koşa evinin yolunun tutmuştu. Ebesi Mercan  evde yoktu:

“Ben okul dönüşü eve döndüğümde yengemin orda olmadığını düşünerek, üzüntüye kapılmıştım. Ona ebe diye hitap ederdim.”

1963 yılında Kocatepe İlkokulu ilk mezunlarını verdi.  Mezun 14 öğrenciden biriydi. Diploma alan öğrencilerden Mercan Senik dışındakilerin tamamı erkekti!

Pülümür Kocatepe İlkokulu 1962-1963 yılı mezunları. Kaynak: Esma Buluş Kırkkaya, Aşkirek, Fam Yayınları, Ocak 2026.

ENGELİNE AKADEMİK BAŞARILAYLA MEYDAN OKUYAN DELİKANLI

Çocukluğunda belindeki sorunun farkında değildi. Normal bir çocuk gibi hızlı koşamaz, çabuk yorulurdu. Eve geldiğinde alt basamakta dinlendikten sonra üste çıkardı. Yıllar sonra dayanıklı olmaya başladı.  Bazı kişiler elleriyle belini yoklar, incelemeye çalışırdı. Sıklıkla karşılaştığı bu ‘testler’ onda çekingenlik ve içe kapanma duygusu yarattı. Toplumdan gizlenmeye çalışır, sınıfta bildiklerini ifade etmekten çekinirdi. Okul başarısı, başkalarının davranışlarını olumlu yönde etkiledi. Çekingenliğini başarılarıyla yendi:

Erzincan Çayırözü Köyü Muhtarı Nesimi Demir’in Mehmet Galik’e gönderdiği bayram kartı, 25 Ağustos 1978.

“145 cm boyundayım. Engelimle yaşamaktan başka bir seçeneğimin olmadığının bilincindeydim.  Okumaktan başka çarem olmadığını biliyordum. Ben okumak zorundayım, diye düşünürdüm. Akademik başarımı, engelimi aşma çabasının bir parçası olarak görüyorum.”

Evde hiç kimse kendisine sert davranmazdı ama o kardeşlerine, özellikle de kızlara sert davranırdı. Bir keresinde babası satırın yerini sordu, bilemediği için tokat atmaya kalkıştı. Evden kaçtı. Ceviz ağaçlarının olduğu yerde saklandı. Arkadaşı Kemal Tuncay’ı kalmaya ikna etmek istediyse de başarılı olmadı. Ceviz kovuğunda saklandı. Hava kararmış, ailesi el fenerleriyle kendisini aramaya çıkmıştı. Ağabeyi Ali yanımdan geçerken yerini belli etmek için ağlamaya başladı. Alıp eve götürdüler. Babası dövmek istedi ama yengesi engel oldu.

Mercan Galik, 1973’te yaşama veda edinceye kadar Kırıkkaya ailesiyle aynı evi paylaştı.    Kendi yemeğini ayrı yapan Mercan Hanım, Mehmet’in beslenmesine özen gösterirdi:

“Ben kardeşlerime göre kendimi daha avantajlı görürdüm. Akşamları bana çökelek ekmek getirir, bazen Ali abim dayanamaz benden biraz almaya kalkardı, ben kızardım. Yengem, ‘Qıdaeto bijeri ez tore onca an/ Kadan alayım ben sana yine getiririm,’  derdi.”

PÜLÜMÜR ORTAOKULUNA YOLCULUK

Ailesi iş konusunda kendisini zorlamazdı. Köy işlerinde çalışamayacağı düşünülerek okumasına karar verilmişti. 1963 yılı yazıydı.   Babası harmana  buğday sapı taşıyor,  çocuklar da bir çift öküzle döven çeviriyordu.  Öğleden sonra Seydali Sarıgül (İzmirli) ile  oğlu İsmail Sarıgül (1952-2025) harman yerine geldi.  Okullarda kayıtların başladığını, Pülümür’e gitmeleri gerektiğini söylediler. Yanlarına   Ali Keskin (1925-2014)  de  geldi.  Keskin, arazi satın aldığı Boğalı (Zmage) Dize’de  çiftlik kurmak için kolları sıvamıştı. Dereboylu Hüseyin ve Hıdır Buluş kardeşler, satın alınmayan arazilerin kendilerine ait olduğunu belirterek boşaltılmasını talep etmişti. Ali Keskin, Kalik Ağa ile  İzmirli’nin  yardımıyla sorunu çözmek istiyordu:

“Ortaokula kaydedeceğiniz çocuklarınızı da alın birlikte Dereboyu’na gidelim. Akşam sorunu hep beraber konuşuruz. Sabah Pülümür’e gider, okula kayıt işlerinizi halledersiniz.”

Seydali Sarıgül ve eşi Telli Sarıgül. Fotoğraf: Esma Buluş Kırkkaya, Aşkirek, Fam Yayınları, Ocak 2026.

Kırıkkaya ve Sarıgül, öneri üzerine çocuklarını da yanlarına alarak yola çıktı. Ali Keskin atlı diğerleri yayaydı.  Keskin, yolda Kalik Ağa’ya sen ne biçim ağasın, bir at almadın, diye takılır.  Geceyi Dereboyu’nda geçirirler.

Ali Keskin, çalışkanlığıyla tanınan köylülerimizdendi. Fotoğraf: Ali Kemal Keskin arşivi

Mehmet ve İsmail, akşam yapılan görüşmelerden habersiz, gün ağarır ağarmaz babalarıyla beraber Pülümür yoluna düşer. Pülümür’de toprak damlı evler çoğunluktaydı. Betonarme yapıların büyük bölümü kamuya aitti. Kocatepeli iki çocuk çatılı yapıları hayranlıkla seyreder. Kahvehanede birer bardak çay içtiler. Kalik Ağa  ile  Seydali Sarıgül, Pülümür Ortaokulu müdürünün odasına girmiş, Mehmet’le İsmail Sarıgül koridorda beklemişti. Kayıt için fotoğraf gerekiyordu. Fotoğraf stüdyosunda poz verdiler. Fotoğrafçı, henüz kurumayan siyah beyaz fotoğrafları kuruması için şapkalarının altına koydu.

İsmail Sarıgül

Eylül 1963’te Pülümür Ortaokulunun öğrencisiydi. İlçede alışveriş yaptıktan sonra  Pülümür-Tunceli kara yoluna indiler. Yoldan geçen yüklü bir kamyona bindiler. Yaklaşık yarım saatlik bir yolculuktan sonra Kırmızıköprü bucağına geldiler. 

KIRMIZIKÖPRÜ’DE DÜŞKIRIKLIĞI

Kırmızı renkli bir köprüyle karşılaşmak için sabırsızlanan Mehmet, düş kırıklığına uğrar. Kırmızıköprü bucağını ikiye ayıran Pülümür Çayı’nın kıyısındaki söğüt ve kavak ağaçlarına bağlı, ağzında yem torbası olan katır ve atlar dikkatini çeker. Yan yana sıralı binek hayvanları, otogar peronlarındaki otobüslerden farksızdı. 

Uzunevler köyünden Ahmet (Kamer) Çelik ile Beğendikli Hüseyin (Hasan) Düzgün, 1961’de Hıdır Fırat’ın (Ahmet Çavuş) iş yerinde terzi dükkânı açmıştı. Kalik Ağa,  ortaokula başlayacak oğluna takım elbise yaptırmaya karar verdi:

“Terzinin tavsiyesiyle babam bir kumaş seçti. Vücut ölçülerim alındıktan sonra pazarlık yapıldı ve okullar açılmadan dikişin bitirilmesi konusunda görüş birliğine varıldı.  Köye döndük.  Okullar açılınca Pülümür’e geldik. Okulun bir odasını ranzalı yatakhane yapmışlardı. Üst üste iki ranza vardı. Bana ve İsmail’e birer yatak verdiler. Gelirken köyden en az bir hafta yetecek kadar yiyecek getirmiştik. Yiyeceklerimizi köylülerimizin uğrak yeri olan bir dükkânın üst katındaki otelin boş odasına yerleştirdik. Acıktıkça gelip karnımızı doyuruyorduk.”

Pülümür Ortaokulunda çok sayıda öğretmen açığı vardı. Derslerin çoğu boş geçiyordu.  Köylerden gelen öğrencilerin bir bölümü okul binasındaki yatakhanede,  bir bölümü ise kiralık evlerde barınırdı.  Yatakhanede kalan öğrencilerle yeterince ilgilenildiğini söylenemezdi. Öğrenciler arasında sık sık kavga çıkardı.

PÜLÜMÜR DAĞYOLU’NDA YÜZBAŞI VE AİLESİNİN ÖLÜMÜ

Pülümür’de onu en çok etkileyen olay, 1963 sonbaharında Trabzonlu bir yüzbaşının eşi ve çocuğuyla birlikte trafik kazasında ölmesiydi. Komutan, eşi ve çocuğuyla birlikte  Erzincan’dan Pülümür’e dönerken Dağyolu yakınlarında freni patlayan yük kamyonu uçuruma yuvarlanmış, aile trajik biçimde yaşama veda etmişti. Kamyon kasasındaki yolcular ve sürücü atlayarak kurtulmuş, subay ve ailesi kaçmaya fırsat bulamamıştı.  “Üst düzey komutan Pülümür’e teftişe geldi, ilçeye dön”, emri üzerine hemen yola düşen komutan ve ailesinin acı haberi  Pülümür’e ulaşmıştı. Kazanın gerçekleştiği yer Yüzbaşı Virajı adıyla bilinmektedir.  

Erzincan Lisesi 1964-1965 yılı albümü, 2/C sınıfı, 53 numaralı öğrenci Mehmet Kırıkkaya (Galik).

ERZİNCAN LİSESİNE KAYIT

Pülümür Ortaokulunda bir aydan fazla öğrenim gördü. Köydeki işler azalmış, havalar soğumaya başlamıştı. Kalik Ağa, oğlunu Erzincan’a; Seydali Ağa ise Oğlu İsmail’i Ankara’ya gönderdi.

Erzincan’da Mercan yengesinin sağdıcı (mısayıvı) Zeynep-Hüseyin Sert  (Hüseyine Gülistane) çiftinin oğlu Habip Sert’in evinde kalarak Erzincan Lisesinin orta bölümüne devam etti. Daracık evde babaanne,  Sert çifti ve çocuklarının yanı sıra okumaya gelen dört çocuk barınıyordu. Mehmet, ağabeyi Ali Kırıkkaya,   Hüseyin Pınar ve Sevim Sert, minik evi âdeta okula çeviren öğrencilerdi.   Hüseyin Sert,  Ovacık Kavak köyündendi. 1938 sürgününden önce Kocatepe’de Seyidhan Galik’le sağdıç olmuştu. Bir süre Kocatepe’de yaşayan Sert çifti,  sürgünde birbirinden ayrı düşer. Kadın 1937’de çocuklarıyla Bursa Kestel’e sürülür. Hüseyin, Kocatepe de eşi ve çocuklarından bir yıl ayrı kalır. Çift, 1938’de Gemlik’te bir araya gelir. Babayı Kestel’de yıldızlara uğurlayan aile, sürgün dönüşü Erzincan’a yerleşir. Sert ailesinin oğlu Habip Sert,  hastanede çalışıyordu. Sabah erken evden işe giderken holde yer yatağında uyuyan çocuklara basmadan dışarı çıkmak için adımlarını dikkatli atardı.

1963 yılında Erzincan’da iki ortaokul vardı. Birisi Erzincan Lisesinin ortaokul bölümüydü, liseyle aynı binadaydı. Yabancı dili Fransızcaydı. Diğer ortaokul,  Cumhuriyet Ortaokuluydu, İngilizce dersi okutulurdu.  Pülümür’de yabancı dil olarak Fransızcayı seçtiğinden, başlangıçta Fransızcada zorlanmıştı.

ÖĞRENCİ ŞAPKASI VE TAHTA VALİZ

Erzincan’da eğitime başladığında araç gereçlerini koyacak bir çantası yoktu. Bir yakınının verdiği küçük tahta valize defter, kitap ve   kalemlerini koymuştu. Başında ortaokul ve liselerde zorunlu olan ay yıldızlı, lacivert renkli okul şapkası vardı. Diğer öğrenciler şapkası ve tahta valiziyle dalga geçerler. Çevresine bakar, kendisinden başka şapkalı yoktur! Ertesi gün tahta valizi ve şapkayı bırakır,  kitap ve defterlerini elinde taşımaya başlar.

Pülümür Ortaokulunda boş geçen derslerden dolayı Erzincan’da bir süre zorlanır.  Geldiği ilk hafta Türkçe dersinde ilk yazılı sınav yapılır. Pülümür’de Türkçe dersi öğretmeni olmadığından telaşlanır. Öğretmene durumunu anlatır.  İlkokul öğretmeni İbrahim Seyitcemalaoğlu, işini ciddiye alan öğretmenlerdendir. Bu nedenle ilkokuldan sağlam altyapıyla mezun olmuştu. İlk sınavı başarıyla geçer. Karnesini 62 yıldır özenle saklar. 

ORDU CADDESİ’NDE TEKMİL DAYAĞI!

3. Ordu Komutanlığının karargâhı Erzincan’da bir de Erzincan Askerî Lisesi vardı. Hafta sonu tatili cumartesi öğleden sonra başlardı. Bir buçuk günlük tatilde çarşı rütbeli ve rütbesiz askerlerle dolardı.  Her asker üstüne selam verirdi. Bir keresinde önünde yürüyen askere karşıdan gelen rütbeli şiddetli bir tokat atar.  Asker derhal hazır ola geçer. Rütbeli, ulan çevrene dikkat etsene, diye bağırır. Asker, gür bir sesle,  emredersin komutanım, diye cevap verir.

Cumartesi öğleden sonra bir grup silahlı asker, önde bando, Ordu Caddesi’nde yürüyüş yapıyordu. Majöre hayranlıkla baktı, püsküllü tempo majörle hayranlık uyandıran gösteriler sunuyordu.  Elindeki bando tempo majörü bazen havaya atıyor, yere düşmeden yakalıyordu.

Erzincan Askerî Lisesi, 1965-1966 eğitim yılında kapanmış,  bando gösterileri sona ermişti

Erzincan Lisesi orta bölümünden, 1966’da mezun oldu. Aynı binada eğitim veren Erzincan Lisesinde eğitime devam etti. Kentte eğitim gördüğü   5 yıl boyunca dersleri hiç boş geçmedi.

Erzincan Lisesi, 1968 yılında İstanbul’da yapılan Türkiye Liseler Arası Bilgi Yarışması’nda 1. olmuştu.  Yarışmada Erzincan Lisesi ile İstanbul Erkek Lisesi (?) finale kalmıştı. Final çok çekişmeli geçmiş, her iki lise bütün soruları doğru yanıtlayınca yedek sorulara geçilmişti. Erzincan Lisesi o yıl Türkiye şampiyonu olmuştu.

Mehmet Galik

KOCAELİ DERİNCE’YE YOLCULUK

Kalik Ağa,  Pülümür’e yaklaşık 40 km uzaklıktaki köyde eğitime erişim sorununun bilincindeydi. Çocuklarının geleceğine ilişkin kaygılarından dolayı Derince’de arsa aldı. 1969 yılı olmalıydı. Ailenin Kocaeli’ye yerleşme düşüncesi oğlunu da etkiledi. Lise son sınıfa geçmişti. Kocaeli’ye  İbrahim Seyitcemaloğlu’nun çağrısı üzerine gelen ağabeyi Ali Kırıkkaya’yla görüştükten sonra kararını verdi. Bir sonbahar akşamı trenle Erzincan’dan Derince’ye hareket etti. O yıl amcasının oğlu Hüseyin İlter’le birlikte Nazlı-Hasan Arslan çiftinin evinde kaldı. Derince, kısa sürede Kocatepeli öğrencilerin buluşma noktası oldu. Kalik Ağa’nın kızı Gülizar, yakını Hüseyin İlter’le evlendikten sonra Derince’ye yerleşti. İlter çifti, Kocatepeli bazı öğrencilere evinin kapısını açarak eğitimlerine destek sunmuştu. 

1969 yılında İzmit Lisesinden mezun oldu.

İSTANBUL HUKUK FAKÜLTESİNDEN İKTİSAT FAKÜLTESİNE GEÇİŞ

Önce İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydoldu, kitaplarını aldı. Yaklaşık 15 gün Hukuk Fakültesinde öğrenim gördü. Öğretmeninin, hukuk yerine ekonomiyi önermesi üzerine aynı üniversitenin İktisat Fakültesi bölümüne geçti. İstanbul’daki öğrenci yurtlarında yer bulmak kolay değildi. Bir yıl amcasının oğlu Mehmet Aktaş’ın yanında kaldı. Boya badana işleri yapıyordu.  Daha sonra Kayseri’den İstanbul’a gelen babaannesi Beser Aykut’un oğlu Hüseyin’in Bahçelievler’deki evinde kalmaya başladı. Onların evinde rahat öğrencilik geçirdi. Harçlık sıkıntısı çekmezdi. Yemekhanede fiyatlar ucuzdu. Çok para harcamazdı. Öğrenim kredisi aldığından, para biriktirdiği bile olurdu.  Ali ağabeyinin nişanı için aldığı altın kolyeyle mutlu olmuş, kalan parasıyla da  çikolata almıştı..

İstanbul Üniversitesinde kız erkek ilişkileri özgürdü. Prof. Dr. Orhan Aldıkaçtı, hocalarından biriydi. Üniversitede zaman zaman şiddet eylemlerinden dolayı eğitime ara verilirdi. Olayların dışında kalmaya özen gösterirdi. 

1973’te İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesini başarıyla tamamladı. O zaman iş bulmak kolaydı.     14 Mayıs 1974’te İzmit  SEKA’da işe başladı. Dışalım servisinde çalışmaya başladı. Yatırım malları dışalımından sorumluydu. 

1975’te yaşamını köylüsü Hatice Doğan’la  birleştirdi. Köy düğünü yaptılar.

1990’da emekliye ayrıldı.

MELEK-KALİK KIRIKKAYA ÇİFTİNİN ÇOCUKLARININ BAŞARI ÖYKÜSÜ 

Ali Kırıkkaya

Mehmet, Melek-Kalik Kırıkkaya çiftinin zor koşullarda okuttuğu çocuklarındandı. Ali Kırıkkaya (Ticari İlimler), İsmail Kırıkkaya (Mühendislik),  Hüseyin Kırıkkaya (Veterinerlik),  çiftin yüksek öğrenim gören diğer çocuklarındandı.

İsmail Kırıkkaya

16 yaşında gelin giden Fadime Kırıkkaya (Senik), diğer kız kardeşleri gibi, eğitime erişim hakkından   yeterince  yararlanamamıştı. Fadime Senik, Eylül Boynunu Bükerdi/Dersim Hasreti  (Sykitap, Mart 2023) adlı çalışmasıyla ses getirmişti. 

Fadime Senik, edebiyat alanında dikkat çekici çalışmalarıyla tanınıyor.
Hüseyin Kırıkkaya

SEKA’da çalışırken, Gümrük Müşavirliği Yardımcılık Sınavında başarılı olmuş ancak belgesini almamıştı. Belgeyi emekli olduktan sonra hatırladı. Derince Dörtel Gümrükte 13 yıl çalıştı.  2006’da memlekete döndüler. 2016’de Erzincan’da ev aldılar. İki çocuklu aile kış mevsimini Erzincan’da, diğer zamanlarını baba dede ocağı Kocatepe’de geçiriyor. Köyde arıcılık yaparak, bahçe işleriyle uğraşarak yaşama tutunuyorlar. Küçük çaplı üretimle daha mutlu olduklarını belirtiyorlar.

2017-2024 yılları arasında Kocatepe Köyü Kültür ve Yardımlaşma Derneğinde başkanlık    görevini yürüttü.

Mehmet Galik

ERZİNCAN ARTIK O ESKİ ERZİNCAN DEĞİL

Öğrencilik yıllarının izini sürdüğü Erzincan, o eski Erzincan değildi artık. Çarşı Mahallesi’nin tek katlı bahçeli evlerinin yerini çok katlı  TOKİ konutları almıştı. Verimli Erzincan Ovası, betonlaşmanın yıkıcı etkisi karşısında savunmasızdı.  Bölgenin en düzenli kenti, doymak bilmeyen inşaat sektörünün insafına terk edilmişti. O sakin, kayısı ağaçlarının boy verdiği bahçeli evler birer birer yıkılmış; Doğu’nun Paris’i Erzincan  gitmiş, yerine obez bir kent gelmişti.  

İbrahim Seyitcemaloğlu’nun Pülümür Kocatepe İlkokulunda okuttuğu öğrencileri yıllar sonra bir arada, Kocatepe, 5 Mayıs 2023. (Soldan sağa) Hatice Galik, Güllü Çalışkan, Hakkı Çalışkan. (Fotoğraf: Mehmet Galik)
Hatice Galik, Güllü Çalışkan, Hakkı Çalışkan. Fotoğraf: Mehmet Galik

Buğday Meydanı’nın 1960’lardaki canlı hâlini hiç unutmadı. O yıllarda Kocatepe’den kamyonlarla Erzincan’a gidilir, alışveriş yapılırdı. Köylüler tereyağını satar, karşılığında buğday alırdı. Nüfus azalınca kamyonlar işlevini yitirdi; yerlerini minibüsler aldı.   

Mehmet Galik, eli kalem tutan aydınlarımızdan. Duygu ve düşüncelerinin en etkili  ifade aracı kalemi elinden hiç düşürmedi. Pülümür Haber’de 50 yazısı yayımlandı. Yazılarında doğup büyüdüğü Kocatepe köyünün uygarlık birikimini, geleneklerini, kültürünü,  eğitim yaşamını ve iz bırakan şahsiyetlerini ustaca işledi.

Kardeşi Sultan’ın gönderdiği bayram kartı.

Fanatizme karşı net duruşu, ağırbaşlılığı ve duru Türkçesiyle hayranlık uyandırdı. Öğrencilik yıllarında Kocaeli Derince ya da İstanbul’dan köydeki anne ve babasına gönderdiği mektuplarda duygu yüklü şiirlere yer verdi. Annesi Melek Hanım, oğlunun uzaklardan gönderdiği mektuplar okunurken gözyaşlarını tutamazdı.

Hasan Kırıkkaya’nın, 17 Aralık 1983’te kardeşi Mehmet Galik’e Kırmızıköprü PTT’sinden postaladığı mektup.

Kişiliği, çocukluk yıllarının geçtiği Kocatepe Kalikler mezrasında zorluklara karşı mücadelede biçimlendi. Bedensel zayıflığını üstün zekâsıyla yenilgiye uğratmayı başardı. Evinden yaklaşık üç kilometre uzaklıktaki Dörtel Gümrük’e yürüyerek gidip gelirdi.

Şimdi 78 yaşında. 7 Kasım 2025’te Erzincan Gazi Mengücek Eğitim ve Araştırma Hastanesinde başarılı bir beyin ameliyatı geçirdi. En zor günlerinde kendisini yalnız bırakmayan eşi Hatice Hanım’ın, her sorunda olduğu gibi, beyin ameliyat sonrasında sağlığıyla yakından ilgilenmesi, övgüye değer.   

7 aylık Sose Karadağ’ın minik göz kapakları, Kocatepe Goladab’ın derinliklerinde bir daha açılmamak üzere kapanmıştı.
Kocatepe Goladab.

1963 yılında zor koşullarda eğitim yolculuğuna birlikte çıktığı arkadaşı İsmail Sarıgül’ü (1952-2025) yitirdiğinde yüreğinde derin bir sızı duyumsamış, “Seni unutmayacağım,” demişti. Sadece İsmail’i değil, dostluk ve kardeşlik bağlarını, güzellikleri hiç unutmadı. Yaşamına güzellikler yön verdi. Ameliyatın ardından tanıştığı unutkanlık duygusuna  güzellikler üreterek direniyor.

Mehmet Galik’le birlikte Kocatepe’yi dolaşıyoruz. Seyidhan Galik’in, Yusuf Esen’in, Kemal Keskin’in değirmen yıkıntılarında yitik sevinçlerin ve hüzünlerin peşine düşüyoruz. Kalikler mezrasında doğaya karışan taş yapılara akıyor gözyaşlarımız.  

Pülümür Kocatepe köyü Yusuf Esen ve Seyidhan Galik’in değirmen yıkıntıları.

Seyidhan Ağa’nın değirmeninden bundan 75 yıl önce bir gece vakti sessiz sedasız yürütülürken farkına varıldığı için terk edilen değirmen taşında usta ellerin parmak izlerini arıyoruz.  Mercan Galik’in  1920 yılında diktiği ulu ceviz ağacının gövdesine yaslanarak bir türkü tutturuyoruz:

Bu dağlar kömürdendir
Geçen gün ömürdendir
Feleğin bir kuşu var
Pençesi demirdendir

(Körfez, 8 Mayıs 2026)

*Bu çalışma, Sayın Mehmet Galik’in büyük katkılarıyla kaleme alındı. Bazı görseller ve eğitim konusunda Prof. Dr. Sayın Esma Buluş Kırıkkaya’nın “Aşkirek” kitabından yararlanıldı. Çalışma Sayın Ali Ateş,  Sayın Ali Kırıkkaya, Sayın Gülizar İlter,  Sayın Hatice Galik ve Sayın Hüseyin Kırıkkaya’nın  değerli katkılarıyla zenginleştirildi. Kendilerine  candan teşekkür ederim.

Related Posts

KAHRAMANMARAŞ ONİKİŞUBAT AYSER ÇALIK ORTAOKULU KATLİAMI, LİNÇ KÜLTÜRÜ VE KAHRAMANLIK

Hüseyin Canerik Türkiye son bir haftada art arda iki acı olay yaşadı. İlk olay 14 Nisan’da, Şanlıurfa Siverek Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde meydana geldi. Devamsızlık nedeniyle okuldan…

GÜLİSTAN DOKU  SORUŞTURMASINDAN SONRA SIRA  ROJİN KABAİŞ DOSYASINDA

Hüseyin Canerik Diyarbakır’dan Tunceli’ye okumak için gelen üniversite öğrencisi Gülistan Doku, 5 Ocak 2020’de kayıplara karışmıştı. Yüksek güvenlikli bir kentte yaşanan bu olay kamuoyunda büyük üzüntü ve şaşkınlık yaratmıştı. Öğrencinin…

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kaçırdıkların

PÜLÜMÜR’DEN YOZGAT’A SAVRULAN BİR AİLENİN ÖYKÜSÜ:  KOCATEPE (ASKİREG) KÖYÜNDEN MEHMET GALİK’İN ZORLU YOLCULUĞU

  • Mayıs 8, 2026
  • 4 views
PÜLÜMÜR’DEN YOZGAT’A SAVRULAN BİR AİLENİN ÖYKÜSÜ:  KOCATEPE (ASKİREG) KÖYÜNDEN MEHMET GALİK’İN ZORLU YOLCULUĞU

KAHRAMANMARAŞ ONİKİŞUBAT AYSER ÇALIK ORTAOKULU KATLİAMI, LİNÇ KÜLTÜRÜ VE KAHRAMANLIK

  • Nisan 23, 2026
  • 26 views
KAHRAMANMARAŞ ONİKİŞUBAT AYSER ÇALIK ORTAOKULU KATLİAMI, LİNÇ KÜLTÜRÜ VE KAHRAMANLIK

GÜLİSTAN DOKU  SORUŞTURMASINDAN SONRA SIRA  ROJİN KABAİŞ DOSYASINDA

  • Nisan 16, 2026
  • 31 views
GÜLİSTAN DOKU  SORUŞTURMASINDAN SONRA  SIRA  ROJİN KABAİŞ  DOSYASINDA

PÜLÜMÜR KOVUKLU KÖYÜNÜN SEVİLEN AYDINLARINDAN MEHMET AÇIK 75 YAŞINDA

  • Nisan 14, 2026
  • 40 views
PÜLÜMÜR KOVUKLU KÖYÜNÜN SEVİLEN AYDINLARINDAN  MEHMET AÇIK 75 YAŞINDA

PÜLÜMÜR DEĞERLİ BİR EVLADINI, THM SANATÇISI HÜSEYİN DÜZGÜN’Ü SONSUZLUĞA UĞURLADI

  • Nisan 12, 2026
  • 66 views
PÜLÜMÜR DEĞERLİ BİR EVLADINI,  THM SANATÇISI HÜSEYİN DÜZGÜN’Ü  SONSUZLUĞA UĞURLADI

PÜLÜMÜRLÜ HALİL ÖZKAYA’NIN YÜREĞİNDEN SÜZÜLENLER: BİR SEVDA ÇİÇEĞİ

  • Nisan 9, 2026
  • 43 views
PÜLÜMÜRLÜ HALİL ÖZKAYA’NIN YÜREĞİNDEN SÜZÜLENLER: BİR SEVDA ÇİÇEĞİ