
ALEXA GADE
Ahmet Aksu’ya Dair Bir Geriye Bakış
Bugün —neredeyse elli yıl sonra— o sıra dışı karşılaşmayı geriye dönüp düşündüğümde, bir insanın hayatının nihayetinde nasıl bir seyir izleyeceğinin o anlarda ne kadar öngörülemez olduğu beni bilhassa etkiliyor.

Ahmet Aksu ile 1979 yılında tanışmıştık; kendinden emin, cömert ve belli ki çok varlıklı bir adamdı. Erzincan’da hatırı sayılır bir nüfuza sahip olduğu izlenimini veriyordu. Bizim için geziler düzenliyor, normalde muhtemelen kapalı kalacak kapıları açıyor, memleketini ve dağları görmemizi sağlıyor; üstelik otel, otobüs yolculuğu ve hatta uçak bileti masraflarımızı bizzat karşılama konusunda ısrarcı davranıyordu. Almanya’dan gelen iki genç kadın öğrenci için bu karşılaşma olağanüstüydü. Zaman zaman yaşadığımız şaşkınlığa ve bana yönelttiği bazen bunaltıcı olabilen ilgiye rağmen, asıl öne çıkan şey onun muazzam misafirperverliği ve yardımseverliğiydi.

Bu durum, onun nihai akıbetini daha da düşündürücü kılıyor.
O dönemde gözümüzde başarılı bir girişimci ve maden sahibi olarak görünen —tavırlarından güç ve refah saçılan— bu adam, daha sonra derin bir ekonomik ve kişisel çöküş yaşadı. Madenleri terk edildi ve geriye sadece borçlarla dolu bir miras kaldı. Bir süre Almanya’da tercümanlık yaparak geçimini sağlamaya çalıştı. Daha sonra gırtlak kanserine yakalandı. Ahmet Aksu, 2015 yılında İstanbul’da büyük bir yoksulluk içinde hayata veda etti.

Ancak onu düşündüğümde, hemen bu sonu görmüyorum. 1979 yazında İskenderun’da neredeyse boş bir restoranda tesadüfen karşılaştığımız, konuşmamızı duyan ve kendiliğinden yardım teklif eden adamı görüyorum. Bu tesadüfi karşılaşmadan, tüm seyahatimizin en olağanüstü günlerinden bazıları doğdu.

Belki de bunda teselli edici bir şey var: Bir insan geride sadece gelecekteki kaderinin öyküsünü bırakmaz. Bizim için Ahmet Aksu, iki genç gezgine, aksi takdirde muhtemelen sonsuza dek onlardan gizli kalacak bir dünyayı gösteren cömert ev sahibi Erzincanlı olarak da kalır..

(15 Ağustos 2026)



