
Hüseyin Canerik
Emekli Kırmızıköprü Jandarma Karakol Komutanı, Tarihçi ve Yazar Hüseyin Alpaslan’ın kaleme aldığı Tehcir ve Aşk, Ocak 2026’da okurla buluştu. Kitabı elime aldığım günlerde, Hocalı Katliamı Anıtı’ndaki levha dikkatimi çekmişti. Dil, yazım ve anlatım bozukluğu bir yana, levhadaki ilk dize şöyle başlıyor:
“Ermeni soysuzlar ihanetinde…”

Bu ifadeyle, Hocalı kıyımından bütün Ermeniler sorumlu tutuluyor. Ermenistan’ın bir avuç ırkçı yöneticisinin talimatıyla 1992’de gerçekleştirilen soykırımın faturası Ermeni halkına çıkarılıyor. Üzerinde hiç düşünülmeden kaleme alındığı anlaşılan bu ifadeler, yüz yılı aşkın süredir gündemden düşmeyen, toplumsal hafızaya kazınan bir önyargının hâlâ siyasal kazanç kapısı olduğuna işaret ediyor. İşte Hüseyin Alpaslan, yeni romanıyla tam da bu tehlikeli ezberi bozmayı hedefliyor.

Yazar, Tehcir ve Aşk’ta emperyalizmin parçalama stratejisine direnen Osmanlı İmparatorluğu’nun en zayıf döneminde yaşanan acı olayları, katı ırkçı söylemlerden bağımsız ele alıyor. Anadolu’nun gözden uzak bir kasabasında kardeşçe yaşayan Türk ve Ermeni toplumunu birbirine düşman eden sürece, sanatın etkili gücüyle büyüteç tutuyor. Bir zamanlar taş döşeli sokaklarında yan yana yürünen, inançların özgürce yaşandığı, güzel komşuluk ilişkileri ve çalışkanlığın hüküm sürdüğü coğrafyanın emperyalist müdahaleler sonucu nasıl cehenneme çevrildiğini temiz bir dille ifade ediyor.

Alanında çok sayıda değerli çalışmaya (Taşların Fısıltısı, Başlangıcından Cumhuriyetin İlanına Kadar Millî Mücadele Döneminde Mihenk Taşları, Gölgede Kalan Tarihe Yolculuk, Ermeni İddialarına Tarihî Reddiye) imza atan yazar, insanlığın yüzkarası ırkçılığa, Mehmet’le Meline’nin aşkını merkeze alarak meydan okuyor. Edebiyatın penceresinden yapılan bu meydan okuma, insan yüreğine ferahlık veriyor.

1.Dünya Savaşı sürecinde devreye sokulan etnik ayrımcılığın doğal bir sonucu olarak yaşanan acılar, dengeli bir biçimde okuyucuya aktarılıyor. Ermeni vatandaşlarımızın zorunlu göç sürecinde çektiği acılar ustaca işleniyor. Birkaç jandarma eşliğinde tozlu ya da çamurlu yollardaki yorucu yolculukta karşı karşıya kalınan eşkıya soygunları (s. 56), hastalık ve ölümler (s. 102) namuslu aydın sorumluluğuyla kayıt altına alınıyor.

Halep’e sürülen Ermeni vatandaşlarımızın güvenliğinden sorumlu bir askerin dilinden aktarılan şu ifade, çaresizliği ve acıyı çok net tanımlıyor:
“İnsanlar acı çekiyor, askerler acı çekiyor, biz de acı çekiyoruz.” (s. 92)

Zorunlu göçün ayırdığı iki âşık, Mehmet ile Meline, kışkırtmalara karşı birleştirici ve aydın tavırlarıyla öne çıkıyor. Meline’nin, Halep’te sürgün yaşamının zorluklarıyla mücadele eden insanların yaralarını iyileştirme çabasındaki öncü rolüyle karabulutlar dağılıyor.
Tehcir ve Aşk, sürgün yorgunu bir toplumun acılarına güvercin kanadıyla sürülen bir merhem olarak okunabilir. Yazar, 1915 Olaylarındaki emperyalist kışkırtmaya vatan savunması mevzilerinden yanıt verirken; oklarını mazlum bir halka değil, kışkırtıcılara yöneltiyor.

Halep’ten vatan topraklarına dönen Nare-Sarkis Derdenyan çiftinin kızı Meline’nin, zor yılların izlerini taşıyan kasabada Mehmet’le birlikte verdiği mücadeleyle dostluk bağları yeniden örülmeye başlar. Mehmet’in Millî Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasının ardından köyüne dönmesi ve çocukluk aşkına kavuşmasıyla birlikte kasaba o eski huzurlu günlerine yeniden döner:
“Köklerinden koparılanların acısı, toprağın altında yeniden filizlenmiş; umutla, sabırla, sevgiyle büyümüştü.” (s. 227)

(Körfez, 17 Mayıs 2026)




