
Hüseyin Canerik
Pülümür Vadisi ve Murerike
Pülümür Vadisi, erişimi güç irili ufaklı pek çok yerleşim birimine ev sahipliği yapar. Vadinin ortasından süzülen Pülümür Çayı’nın doğu ve batısında sıralanan köylerin çoğundan bugün yalnızca yıkıntılar kalmıştır.

Bir zamanlar ağıtların göğe yükseldiği, davul zurnayla düğünlerin yapıldığı, çocuk kahkahalarının vadiye yayıldığı bu köylerin yapıları artık doğaya karışmıştır. Yıkıntılar, bölge insanının başa çıkamadığı travmaların sessiz tanıklarıdır. Her bir taş, boşalan köylerin buruk öykülerini saklar:
- Aşiret çatışmalarında yitirilen canlar,
- Kayalıklardan düşerek genç yaşta yıldızlara kavuşanlar,
- Feodal zorbalığın kurbanı kadınlar,
- Pülümür Çayı’nın azgın sularına ve çığlara yenik düşenler.

Murerike’nin Konumu
Pülümür ile Nazımiye’ye bağlı köy ve mezralar, zorlu coğrafyanın yüklediği güçlüklerden payını fazlasıyla almıştır. Bunlardan biri de Nazımiye Hanköy’e (Karvan/Kervan) bağlı Murerike’dir.

Mezra, yönetsel olarak Nazımiye’ye bağlı olsa da ulaşım kolaylığı nedeniyle ticari ilişkilerini Pülümür Kırmızıköprü ile sürdürmüştür. Eski kuşak Murerikelilerin, yaklaşık 6–7 kilometre uzaklıktaki Kırmızıköprü’ye yürüyerek gittikleri bilinmektedir.
Yüksek rakımlı Murerike, vadinin doğusundaki Oğullar (Hılves) köyünün Serdeniye mezrasıyla karşı karşıya konumlanır. Pülümür–Tunceli kara yolunun yaklaşık 22. kilometresinden itibaren vadide yer alan köyler Nazımiye’ye bağlıdır. Murerike ile Serdeniye, Nazımiye’ye bağlı ilk iki yerleşim olarak Pülümür–Nazımiye sınırlarını belirler.

Murerike; Nazımiye’nin Hengırvan ve Hanköy (Karvan) köyleri ile Pülümür Çatalyaka’nın Çoban ve Göl mezralarından, sosyal ve ekonomik nedenlerle göç edenlerin yerleşmesiyle oluşmuş bir mezradır.
Dik eğimli arazisi meşe ormanıyla kaplı Murerike, basketbol sahası büyüklüğünde bir düz alandan bile yoksundur.
Murerike’de Yaşam
Murerike, “Bone Bover” (Karşı Evler) ve “Bone Naver” (Bu Yakadaki Evler) olarak adlandırılan iki küçük mahalleden oluşur. Bu mahallelerde sınırlı sayıda insan yaşamıştır. Hesene İviş, Aliye Alxane Sıleman ve Dursune Aliye Xelil, mezranın 1938 öncesi sakinlerindendir. 1950’li yıllardan itibaren yaşayan aileler ise Tablo 1’de listelenmiştir.
| NAZIMİYE HANKÖY’E (KARVAN) BAĞLI MURERİKE MEZRASINDA 1950 SONRASI YAŞAYAN AİLELER | ||
| SIRA NO | BONE NAVER MAHALLESİ | BONE BOVER MAHALLESİ |
| 1 | Ahmet Armut-Hatice (Hacer Emine) Armut (Yılmaz Armut ile kardeşleri Elif ve Aynur) | Dursun Yıldız-Elif Yıldız (Dursune Heyderiz, oğlu Kamer Yıldız ve Hasan Yıldız) |
| 2 | Ali Dikme-Beser Dikme (Pülümür Çatalyaka Göl/Gole mezrasından Murerike’de yaylaya gelir, sonbaharda köyüne dönerdi) | Hıdır Kırmızıtoprak (Xıdıre Hesene İviş) |
| 3 | Baki (Derviş Baki/Bakiye Dewreş) Dikme-Esma Dikme (Pülümür Çatalyaka Göl/Gole mezrasından 1961’de Murerike Sülüye’ye, oradan da Murerike merkeze taşındı. 1969’da Murerike’den Göl mezrasına döndü.) | |
| 4 | Hıdır Karakaş-Pule Karakaş (Kemal, Remzi, Mehmet, Cemal, Gülizar ve Veysel Karakaş kardeşler) | |
| 5 | Hüseyin Özmen-Saray Özmen | |
| 6 | Mustafa Bozkurt-Ğeyal Bozkurt | |
Tablo 1-Nazımiye Hanköy’e (Karvan) bağlı Murerike mezrasında 1950 sonrası yaşayan aileler.

Çeşmeler
Murerike köylüsünün su kaynağı, iki mahalleyi birbirinden ayıran dereydi. Kışın çığ düştüğünde kaynak kara gömülür, köylü su ihtiyacını eriyen kar suyuyla karşılardı.

1973 yılında köye iki çeşme yapıldı. Çeşmeleri “Kel Onbaşı” lakaplı yüklenici yaptırdı; işçiler ise Yusufan aşiretindendi. 1946 doğumlu Kemal Karakaş, kara yolu kenarına bırakılan boruları katıra yükleyerek köye taşımış, beton çeşmenin kurnasını da kendi elleriyle yapmıştı. Her iki çeşme, Tozun Yaylası’ndaki (Ware Tozun) el değmemiş kaynaktan beslenirdi. Köylüler bostanlarını, çeşme suyunu sırayla kullanarak sulardı.
Murerikeli Aileler
Kamer Yıldız ve Fatma Hanım
Kamer Yıldız (1929 – gerçekte 1924 ya da 1926 doğumlu, 2021’de vefat etti) ve eşi, Pülümür Mezralı Hasan Akkılıç’ın kızı Fatma Yıldız (1930), Murerike çeşmeye kavuşmadan önce köye veda eden çiftlerdendi. Fatma Hanım’ın Murerike yılları, dereden kovalarda su taşımakla geçmişti.

Fatma Hanım’ın Anlatısı:
“Biz ailece Çanakkale’de sürgündeydik. Orada Kur’an kursuna gittim. Eşim Kamer’in babası Dursun iki evlilik yapmış. İlk eşinden bir kız ve bir oğlan (Kamer) dünyaya gelmiş. Kamer henüz bebekken annesiz kalmış, annesini hiç hatırlamıyordu. 4–5 yaşlarındaki kız kardeşi de annesinin ölümünden duyduğu üzüntü nedeniyle vefat etmiş. Dursun’un ikinci hanımı Elif’ten ise Hasan doğmuş.
Kamer, Kırmızıköprü’de bir süre lokantacılık yaptı. Biz evlendikten sonra Murerike’de iki yıl kaldık, ardından Ereğli’ye taşındık. Kamer, evlenmeden önce Haydaranlı Ali Çavuş’un Zonguldak’taki lokantasında çalışmıştı. Demir Çelik Fabrikası açıldıktan sonra ise orada aşçılık yapmaya başladı ve emekli oluncaya kadar orada çalıştı.” (Görüşme, 24 Aralık 2025)
Günlük Yaşam ve 1979 Felaketi
Gün ağardığında deri yayıkları yaymaya hazırlanan kadınların, çeşme başında suyun tadını çıkaran bozayıları seyretmesi sıradan bir olay hâline gelmişti. 1972’de köye gelin giden Hatice Armut (1948), şafak vakti çeşme başında zaman geçiren ayılara tanık olan kadınlardandı.

1 Mart 1979’da, Oğullar köyünden Serdeniye mezrasındaki ağabeyleri Binali Dönmez’e (1946) yardım etmek üzere yola çıkan iki kardeş —Mehmet Ali Dönmez (1949–1979) ve Ali Kamer Dönmez (1941–1979)— mezraya birkaç yüz metre kala soluklanmak için durmuşlardı. Gözleri boşalan Murerike’ye çevrildiğinde aralarında kısa bir konuşma geçti:
“Murerike’ye yazık, boşalmış!”

Bu sözleri, Serdeniye’de yollarını gözleyen yakınları duymuştu. Dinlenmenin ardından yürüyüşlerine devam eden kardeşler, kısa bir süre sonra üzerlerine kopan kar kütlesiyle birlikte sonsuzluğa karıştılar.
1979’da boşalan köyde çeşmelerin lülesinden artık su akmasa da bedenleri hâlâ ayakta duruyor; geçmişin emeğini ve hatırasını sessizce koruyorlar. Çeşmeye o tarihte kazınan iki isim hâlâ okunuyor: Cemo, Hıdır.

Sürgün Yılları (1937–1938)

1937–1938 yıllarında yaşanan acı olaylar, Murerike ve vadinin batısındaki köylüleri derinden etkiledi. Köylüler çeşitli illere sürgün edildi:
- Murerike’nin güneyindeki Hanköy (Karvan/Kervan) için uygulanan yerleşim yasağı 1952’de kaldırıldı. Bu süre boyunca Hanköylüler, Pülümür ve Çemesol Çaylarının birleştiği Haskare bölgesinde; Mezra ve Beyce (Pıriye) köylerinde; ayrıca Mazgirt’in Peri bucağında barınmak zorunda kaldılar.
- Haskare’de barınan köylülerden biri Karvanlı Aliye Sıleman’dı. Pülümür Mezra köyü sürgün kapsamında olmasına karşın, Ali (Hesene Memli) Güler (1919–1997) Denzek’e gitmiş, sürgünden kurtulmuştu. Ali Güler ve eşi Hatice Güler (1916–2007), 1951–1952 yıllarında Haskare’ye yerleşerek 1958’e kadar burada yaşamlarını sürdürdüler.
- Nevşehir Derinkuyu’nun Zile (Özlüce) köyüne sürgün edilen Ahmet Armut (Hemede Gord, 1917–1992), Tilköy’e gönderilen Mosurvanlı Hatice (Hacer Emine) İşçi (1918–2005) ile evlendi. Çift, küçük yaştaki oğullarıyla birlikte Nevşehir’e veda ederek 1949’da Aşağı Mosurvan’a yerleşti.
- Muğla Fethiye’ye sürülen Hıdır Karakaş, baba ocağı Murerike’ye döndükten sonra burada 17 yıl yaşadı. Yaşamını adadığı köyünde genç yaşta yaşama gözlerini yumdu.
- Nevşehir Derinkuyu’da (?) sürgün acısı çeken Hüseyin Özmen (1918-1986),Murerike’yle gurbet arasında mekik dokuyan köylülerdendi.
- Balıkesir Manyas’ta sürgün yaşamına nokta koyan Dursun Yıldız’ın (Dursune Heyderız, ?-1984) ) ikinci Murerike öyküsü 1979’da sona erdi. Yıldız, ilerleyen yaşında gittiği Pamukova’dan bir daha dönmedi.
- Afyon Sandıklı’da kalbi sürgüne yenik düşen Hasan Kırmızıtoprak, memleketine dönemeyen köylülerden biriydi. Eşi Beser Kırmızıtoprak, çocuklarıyla birlikte önce Mazgirt Peri’de, ardından Pülümür’ün Mezra köyünde hayata tutunmaya çalıştı. Ailenin göç yolculuğu Mezra’dan Murerike’ye, oradan 1978’de Erzincan’ın Şıhlı köyüne, 1979’da ise Gemlik’e uzandı. Oğlu Hıdır Kırmızıtoprak (Xıdıre Hesene İviş, 1927-2002), Gemlik’te son yolculuğuna uğurlandığında 75 yaşındaydı.

Sürgün Dönüşü
Sürgün yıllarının yorgunluğunu Manyas’ta paylaşan iki hemşehri —Pülümür Akdikli Ferhat Canpolat (1913–1981) ve Dursune Heyderiz— musahiplik bağıyla birbirine kenetlenmişti.

Dursun, sürgün dönüşü Erzincan’ın Tercan ilçesindeki bir köye sığındı. Ancak ağanın baskısına dayanamayarak katırına yüklediği eşyalarıyla sürgün edildiği topraklara geri döndü.

O yıllarda Murerike insansızdı. Dursun, Haydaran aşireti lideri Hıdır Alparslan’dan (Xıde Ale İsme) köyde yaşamak için izin istedi. Yıldız ailesi, köye yakın bir mağarayı duvar örerek eve dönüştürdü. Mağaradan yükselen duman, Mosurvan’da yaşayan Ahmet Armut’u da umutlandırdı. 1949’da ocakta (lözine) yanarak yaşamını yitiren kızları Fatma’yı (d.1945) Aşağı Mosurvan Mezarlığı’nda sonsuzluğa uğurlayan acılı aile, Yılmaz bebekle birlikte Murerike’ye göç etti.

Bozkurt Ailesi
Mustafa Bozkurt (1922–2002), Hengırvanlı Ali Çelik’in (Aliye Alxane Sıleman) kızı Ğeyal Hanım’la(1921–1994) evlendi. Ğeyal, çocuk yaşta kimsesiz kaldığı için Pülümür Denzek’te Kamer Düzgün’lerin (Qemere Hesen Momıd) evine sığınmıştı.

1950’li yılların başında Ali Çelik‘in Murerike’deki tarlalarının mülkiyeti Oğullar Köyü Muhtarı Kamer Güler’in (Qemere Kalmem) düzenlediği muhtarlık senediyle Bozkurt ailesine geçti. Çift, 1952’de Murerike’ye yerleşti ve 23 yıl burada yaşadı. 1975’te Akdik’e, ardından Çatalyaka Vılemezar’a (1976), daha sonra Çatalyaka Çoban’a göç ettiler (1977).

Yaşama Tutunma Çabası
Sürgünden dönen Murerikeliler, tarım ve hayvancılıkla yeniden yaşama tutundu. Mezranın batısındaki ormanlık alan ardıç, bodur çam (çekem), geven ve yöreye özgü bitki örtüsüyle kaplı yaylalara açılıyordu. Köylüler keçi ve yerli ırk büyükbaş hayvan beslerken, sınırlı alanlarda buğday, arpa ve fiğ ekti.
Karvanlılar ilkbaharda kuzeydeki Sülüye Yaylası’na çıkar, yazın ise batıdaki daha zengin yaylalara göç ederdi. Han, Tozun, Heyder Bava, Sülüye ve Dalıkaqer yaylaları farklı dönemlerde Pülümür Mezra köylüleri tarafından da kullanıldı.

Eğitim ve Göç Hikâyeleri
Murerike, farklı köy ve mezralardan gelenlerin hoşgörüsüne sahne olurken feodal çekişmelerden de etkilendi. Bu çekişmelerden Hüseyin Özmen (1918–1986) ve Saray Özmen (?-2004) çifti de payına düşeni aldı. Aile 1970’te Elazığ Hüseynik köyüne yerleşti, ancak yakınları manifaturacı Ali Buğdayçay tarafından memlekete dönmeye ikna edildi.

Hanköy (Karvan) İlkokulu
Murerike’nin bağlı olduğu Hanköy’de ilkokul eğitimi 1953–1954 yıllarında başladı. İlk yıllarda eğitim, Hıdır Karakaş’ın (Xıde Guj) evinde verildi. Birleştirilmiş sınıflı bu okulda tek öğretmen (eğitmen) görev yapıyordu. 1956–1957’de köylüler, Ali Aytekin’lerin (Çe Sowşen) arsasında toprak damlı bir okul inşa etti. 1969’da yıkılan bu yapının ardından eğitim, Ali Karakaş, Kamer Altınışık ve İsmail Güldü’nün evlerinde sürdürüldü.
İlkokul Yılları
Murerikeliler başlangıçta Nazımiye Hanköy İlkokulunda öğrenim görüyordu. Öğrenciler, Karaluke–Qaçamor–Pagavesesiye güzergâhını izleyerek Karvan’a giderdi. Yoğun kar yağışının olduğu günlerde Hanköy’de barınır, diğer günlerde evlerine dönerlerdi.

- Yılmaz Armut (1949–1992): Dört yıl Karvan’da eğitim gördükten sonra beşinci sınıfı Uzuntarla İlkokulunda okudu.
- Remzi Karakaş: Karvan’da okuyan diğer Murerikeli çocuklardan biriydi; Ali Güldü’nün (Aliye Sıleman) evinde kalırdı.
- Hasan Kırmızıtoprak (1955): Karvan’da iki yıl ilkokul eğitimi gören çocuklardandı. Yeşil ailesi ile Kamer Arslan’ın evinde kaldı. İlkokul diplomasını Pülümür’de sınava girerek aldı.

Hanköy İlkokulundaki eğitim, köylülere ait toprak damlı bir evde verilirdi. İsmail Güldü’nün (İsmaile Sıleman) iki katlı evinin alt katı ahır, üst katı ise okul olarak kullanılıyordu. Üst kattaki odalardan biri derslik, diğeri öğretmen lojmanıydı. Sadık Adır, asker öğretmen olarak 1977–1979 yılları arasında görev yaptı. O dönemde okulun öğrenci mevcudu, Yanıkköm’den (Pagavesayiye) gelenler dâhil, 11–12 dolayındaydı.

Kız Çocuklarının Eğitim Sorunu
Murerike’de kız çocuklarının çoğu okula gönderilmezdi. Bunun başlıca nedeni, okula erişimde yaşanan güçlüklerdi. Mezra, Nazımiye YİBO’nun alım bölgesindeydi. Kimsesizlerin kimsesi Cumhuriyet’in 40’lı yaşlarında mezradaki kız çocuklarının nerdeyse tamamı temel eğitim hakkından yoksundu.

Bazı çocuklar eğitimlerini sürdürebilmek için başka köylerde yaşayan yakınlarının yanında kalırdı:
- Mehmet Karakaş: Pülümür Kovuklu köyünde dedesi Dursun Sarı’nın (1884-1974) evinde barınarak eğitim gördü.
- Hıdır Bozkurt: Pülümür Akdik köyünde ablasının yanında kalarak eğitim hakkından yararlandı.
- Muammer Özmen: Eğitimini Elazığ’daki yakınlarının yanında tamamladı.
- Musa Özmen: Kırmızıköprü Ortaokulunda okumak için Pülümür Akdik köyünde Hüseyin Susam’ın evinde kaldı.

Nazımiye Uzuntarla İlkokulunda okuyan diğer Murerikeli çocuklar ise şunlardı: Ali Özmen, Musa Yıldız, Veysel Karakaş, Hıdır Kırmızıtoprak, Ali Kırmızıtoprak, Rıza Kırmızıtoprak.

Siyah önlüklü ve beyaz yakalıklı öğrenciler, Pülümür Çayı üzerine kurulu ilkel asma köprü sele kapılmadığı sürece Pülümür–Tunceli kara yoluna iner, Ağlayan Kayalar’dan geçerek Uzuntarla’ya ulaşırdı. Karaluke, Oli ile Ağlayan Kayalar’ın üst tarafındaki Çerma ve Xaçamor ise diğer güzergâhtı.
Uzuntarla ve Ortaokul Yılları
Ali Özmen, ikinci sınıftan itibaren devam ettiği Uzuntarla İlkokulundan 1975’te mezun oldu. Ailesi 1980 sonrasında İstanbul’a yerleşince, üst öğrenimini orada tamamladı.

Musa Yıldız için ortaokul eğitimi konusunda tek seçenek Kırmızıköprü’ydü. Bu süreçte, amcası Kamer Yıldız’ın müsahibi olan Ali Hıdır Susam’ın kardeşi ve esnaf Hüseyin Susam’ın (1938-2020) Pülümür Akdik’teki evinde kaldı. Musa, Akdik’ten yaklaşık üç kilometre uzaklıktaki Kırmızıköprü’ye her gün yürüyerek gidip gelirdi.

Şubat 1976’da yarıyıl tatilinden dönüşte Murerike’den tek başına yola çıktığında tünellere yakın bir yerde tipiye yakalandı. Karayolları ekibinin dikkati sayesinde donmaktan son anda kurtuldu:
“Kırmızıköprü’ye tahminen iki kilometre kala tipiye yakalandım. Yolun solunda, Pülümür Çayı’na paralel yürüyordum. Birkaç adım atar atmaz biri beni kollarımdan yakaladı, geri çekti. Meğer duvarın üzerinden çaya düşmek üzereymişim. Yarı donmuş hâlde karayolları arabasıyla Kırmızıköprü’ye götürüldüm.” (Görüşme, 23 Aralık 2025)
Hüseyin Özmen’in Taş Evi
Özmen ailesi, 1972’de Hüseynik’ten köye döner dönmez kesme taştan bir ev yaptırdı. Taşlar, köyün doğusundaki ocaktan çıkarıldı. Pülümür Hınzori köyünün efsane taş ustası Hasan Günal (Hasan Çakır, 1932) günlerce ocakta çalıştı.

- Taşlar katır sırtında köye taşındı.
- Evin üzerine serilen toprak Sülüye yakınlarından getirildi.
- Elazığ’dan Uzuntarla’ya getirilen çimento, Şavaklılardan kalma topal bir katır sırtında Karaluke’ye taşınmış; dar yolda insan sırtına alındıktan sonra yeniden katıra yüklenmişti.
- Dış duvarları Hasan Günal, Kamber Akkuş ve Veli Buğdayçay ördü.
- İç duvarların yapımına Kemal Karakaş emek verdi.
Hasan Usta, inşaatla ilgili anılarını şöyle anlatıyor:
“Hüseyin Özmen’in evinin dış taşlarını ben yaptım. Taşları, evlerin alt tarafındaki ocaktan çıkarır, yontardım. Bir gün taş yontarken Karvanlı Ali Binat (Altınışık) çıkageldi. Gömleğimin bir düğmesi kopuktu. Bana ‘Hanımın nereli?’ diye sordu. Ben de ‘Dayımın kızı’ dedim. O sırada en az bir hafta boyunca Murerike’de olduğumdan, gömleğimin düğmesiyle ilgilenmesi mümkün değildi. İnşaat süresince yaklaşık bir ay boyunca Hüseyin Özmen’in evinde kaldım. Benimle birlikte dış duvar ören bir diğer usta Keşişli Kamber Akkuş’tu. Kemal Karakaş ise zaman zaman iç duvar örerdi. Sağlam duvar için kireci yakıp söndüreceksin, kumla karıştıracaksın, çimento ekleyeceksin. O zaman top da atsan yıkılmaz!” (Görüşme, 17 Kasım 2025)

Evin ön cephesindeki üç odadan biri mutfak, diğerleri kiler ve ekmek pişirme alanıydı. Ahır, evden bağımsız inşa edilmişti. Usta ellerde yükselen yeni evin ocağından yayılan taze ekmek kokusu, vadiye çöken sisi dağıtırdı. Saray Hanım, soğukta kızarmış bebek yanağını andıran sac ekmeğini pişirdiğinde, komşularının ve hayvanların payını unutmazdı. Bölge insanının taze ekmeği paylaşma alışkanlığı, geleneksel davranışlardan biriydi.

Göç ve Sürgünler
Özmen ailesinin mutluluğu yedi yıl sürdü. 1979’da Erzincan’a göç ettiler, Cumhuriyet Mahallesi’ne taşındılar. Erzincan Stadyumu’nun yanında, yakınları Mehmet Karakaş’la birlikte ortak bir bilardo salonu açtılar. Ekonomik sorunlar nedeniyle kısa süre sonra İstanbul’a taşındılar. Muammer Özmen, İstanbul’da bakkal işletmeye başladı. Aile ekonomik zorlukları büyük ölçüde aştı. Hüseyin Özmen üç katlı bir ev yaptırdı. Ancak 1986’da geçirdiği trafik kazasıyla yaşamını yitirdi.

Hüseyin Özmen, 68 yıllık ömrüne biri Nevşehir’de zorunlu olmak üzere tam dört sürgün sığdırdı. Onun yaşam öyküsü, gurbette ölümün en acı örneklerinden biri olarak hafızalara kazındı.
Murerike, sürgün ile memleketin, memleket ile gurbetin arasında sıkışıp ömür tüketenlerin mekânı olarak belleklere yerleşti.

Sürgün Yorgunu Köylüler
1938’de ülkenin dört bir yanına savrulan köylüler, 1948’den itibaren bin bir umutla baba-dede ocaklarına döndüler. Ancak yaklaşık otuz yıl sonra, yeniden o hüzünlü yıllara geri dönüldü.
Pülümür Vadisi’nin görkemli bir noktasında yükselen yapılar, insansızlığın kahredici atmosferine dayanamayarak birer birer yıkıldı. Köyün en yeni ve en sağlam taş yapısı olan Hüseyin Özmen’in evi, acı yılların darbelerinden kurtulabildiği kadarıyla ayakta kalmaya çalışıyor. Yedinci tünele yakın bir noktadan bakıldığında, en az bir kilometre öteden seçilebilen muntazam taş duvarlar; Özmen ailesinin ve çoğu artık yıldızlara kavuşmuş ustaların anılarına ev sahipliği yapıyor. Yıkıntılara başkaldıran akasya ve meşe ağaçları, insan sevincinin çok görüldüğü bu coğrafyada, mutluluğu büyütüyor.
Armut Ailesi
Ahmet Armut, 1976’da Erzincan Yalınca köyünde yaşama tutunmaya çalıştı. Kızı Fatma’nın acısı peşini bırakmadı. Yüreğinin yarısı, Aşağı Mosurvan Mezarlığı’nda kalmıştı. 1972 yılında Hılvesli Hatice Sağlam’la evlendirdiği oğlu Yılmaz Armut, 1989’da Pamukova’ya taşındı. Yılmaz, Mayıs 1992’de babasının Yalınca’daki cenazesinden döndükten iki ay sonra yaşama gözlerini yumdu. Yaşama veda ettiğinde 43 yaşındaydı. Geride zorluklarla mücadele eden yedi çocuk ve dul bir eş bırakmıştı.
Üç yaşında köyünden ayrılan Veli Candemir, aile büyüklerinden dinlediği öykülerle büyüdü. Çocuk yaşta yanarak ölen halasının, genç yaşta yitirdiği babasının ve feodal çatışmaların kurbanı olan yakınlarının acısıyla tanıştı. Ailenin en büyük oğlu olmak kolay mı, küçük yaşta kardeşlerinin ağır yükünü omuzlamak zorunda kaldı.
Murerike’de ekilebilir topraklara sahip olan aile, Yalınca’dan sonra yerleştiği Pamukova’da mülksüzleşti. Veli, yüreğinde taşıdığı köyüne iki yıl önce dönmüş; yıkıntılar arasında dolaşmış, annesinin gelinlik yıllarında su taşıdığı çeşme başında geçmişe bir yolculuk yapmıştı.

Karakaş Ailesi
Muğla Fethiye’ye sürülen Hıdır Karakaş, Kovuklu (Harşiye) köyünden Dursun Sarı’nın (1884-1974) kızı Pule Hanım ile evliydi. Altı çocuk sahibi olan ailenin en büyüğü Kemal Karakaş, Muğla Fethiye’de doğdu.

1965’te askere giden Kemal, 1967’de döndüğünde babasını kaybetmişti. Hıdır Karakaş, Fethiye’yi Murerike’ye tercih etmiş, ancak 40’lı yaşlarında yaşama veda etmişti. Pule Hanım, 1973’te çocuklarıyla birlikte Erzincan’a yerleşti. Kemal, 1979’a kadar köyde kaldı.

Kardeşlerden Mehmet, Cemal ve Veysel Karakaş, Erzincan, Pülümür ve Nazımiye Zağge’de (1985-1986) restoran işletmeciliği yaptı. Daha sonra farklı illerde şanslarını denediler: Veysel Isparta’ya, Mehmet İstanbul’a gitti. Remzi Karakaş ise yurtdışına çıkmıştı. Ne yazık ki önce Mehmet, ardından Veysel hastalığa yenik düşerek genç yaşta yaşamını yitirdi.
Kemal Karakaş, kardeşlerinin ve annesinin acısıyla yaşamını sürdürdü:
“1945 doğumluyum, 1946 yazmışlar. Muğla Fethiye’de sürgünde ben ve kardeşim Remzi doğmuşuz. Remzi’den sonra bir kız, ardından Mehmet doğdu. 1938’den önce Murerike’de Durse Ale Xel, Alxane Aliye Sıleman, Hesene İviş yaşamış. Köy çeşmelerinin su kaynağı Ware Tozun’du. Kışın su aldığımız dere çığ altında kaldığından, su için kar eritirdik.
Köyde iki çeşmeyi Yusufanlı işçiler yaptı. ‘Kel Onbaşı’ lakaplı biri ilgileniyordu. Çeşme borularını katırla ben taşıdım. Çeşmenin kurnasını ben yaptım. Evimizin üst tarafında elma fidanlarını dikmiştim, yıllar sonra kadastro çalışmaları sırasında gittiğimde kurumamışlardı. Acaba hâlâ yerlerinde duruyorlar mı?” (Görüşme, 20 Aralık 2025).
Yıldız Ailesi
Kamer Yıldız, sürgünden sürgüne savrulan Murerikelilerden biriydi. 1924 ya da 1926 doğumlu olmasına karşın kimliğine 1929 tarihi işlenmişti. 1930’lu yılların başında genç yaşta yaşamını yitiren annesinin acısına, küçük yaşta kaybettiği kız kardeşinin hüznü eklenmişti. Adını bile hatırlayamadığı annesiyle, okul öncesi çağda yıldızlara kavuşan kız kardeşinin acısı yaşamı boyunca dinmedi.
Murerike’den Manyas’a, oradan yeniden Murerike’ye dönen Kamer’in son durağı Ereğli oldu. Zonguldak’ta restoran işleten yakını Ali Çavuş’un yanında çalıştıktan sonra Pülümür Kırmızıköprü’de lokantacılığa başladı. 1970’te Kırmızıköprü’ye veda ederek Ereğli Demir Çelik Fabrikası’nda (ERDEMİR) aşçı olarak işbaşı yaptı. Eşi Fatma Hanım’la birlikte Ereğli’ye yerleşti. ERDEMİR’den emekli olan Kamer Yıldız, 2021’de yaşamını yitirdi. Ancak Pülümür Vadisi, mezarları doğaya karışan anne ile minik kızının yasını tutmaya devam ediyor.

Dikme Ailesi

Baki (Derviş Baki/Bakiye Dewreş, 1901?-?) ile Esma Dikme (1890?-?) çifti, 1961 yılında Pülümür’ün Çatalyaka köyüne bağlı Göl mezrasından Murerike’nin Sülüye yaylasına taşındı. Aile, yaklaşık dört yıl Sülüye’de yaşadıktan sonra 1965’te Murerike merkezine yerleşti.

Dikme ailesinin oğlu Ali Dikme (1941), Murerike’de evlendi. Derviş Baki’nin Murerike yılları 1969’da sona erdi; aile bu tarihte yeniden Göl mezrasına döndü.

Derviş, kış koşullarında yaşama veda etti. Göl mezrasının sevilen dervişi, son olarak yaşadığı Pülümür Kangallı’da (Murdefan) toprağa verildi. Oğlu Kamer Dikme ise (1927-2023), Almanya’da yaşama gözlerini yumdu.
Diğer Sürgün Hikâyeleri

- Dursun Yıldız: Manyas’tan döndüğü Murerike’den Sakarya Pamukova’ya taşındı. 1984’te Pamukova Mezarlığı’na emanet edildi.
- Ahmet Armut: 1976’da Erzincan Yalınca köyünde yaşama tutunmaya çalıştı. Oğlu Yılmaz Armut, 1989’da Pamukova’ya taşındı; 1992’de 43 yaşında yaşamını yitirdi.
- Veli Candemir: Üç yaşında köyünden ayrıldı. Yalınca’dan sonra Pamukova’da mülksüzleşen ailesinin yükünü omuzladı. Yıllar sonra köyüne dönerek yıkıntılar arasında geçmişe yolculuk yaptı.
- Mustafa ve Ğeyal Bozkurt: Çift, dört kez yer değiştirdikten sonra Erzincan ve Gemlik’e taşındı. Hıdır Bozkurt, anne ve babasını Gemlik’te toprağa verdi.
- Hıdır Kırmızıtoprak (Xıdıre Hesene İviş): Afyon Sandıklı’ya sürgün edildi. Babası Hasan Kırmızıtoprak (Hesene İviş), Sandıklı’da yaşamını yitirdi. Hıdır, üvey annesi Samiye ve annesi Beser Hanım ile birlikte önce Mazgirt Peri’ye, ardından Pülümür Mezra köyüne yerleşti. Mezra’dan Murerike’ye göç eden aile, 1978’de Erzincan Şıhlı köyüne, 1979’da Gemlik’e taşındı. Hıdır Kırmızıtoprak, 2002 yılında Gemlik’te sonsuzluğa uğurlandı.

Kamu Hizmetlerinden Yoksun Bir Mezra
Murerike, 1973’te yapılan iki çeşme dışında kamu hizmetlerinden yararlanamayan bir yerleşim birimiydi. Pülümür Çayı üzerine köylüler tarafından kurulan ilkel ahşap köprü sık sık sel ve taşkınlara yenik düşerdi. Bölgeye güvenli bir köprü inşa etmek, kamunun gündemine hiç girmedi.

Ayrılık ve Veda
Kırk altı yıl önce son sakinlerini uğurlayan Murerike’nin yıkıntılarında acıların ve sevinçlerin izini sürüyoruz. Kemal Karakaş’ın yarım yüzyıl önce diktiği elma ağaçları, erişilmesi güç bir coğrafyayı cennete çeviren insanların direncini ve umudunu genç kuşaklara aktarıyor.

Bir zamanlar Tozun’dan beslenen çeşmenin boğazı şimdi kurumuş. Şafak vakti kurnadaki soğuk suyun tadını çıkaran bozayıların bugün hangi kaynaklardan su içtiğini kim bilebilir? Murerike, çocukluk ve gençlik coşkusu elinden alınmış bir kuşağın yanıtsız sorularından biri olmaya devam ediyor.

Ayrılma vakti geliyor. Doğada boy veren badem ağaçlarıyla, vadide daireler çizen kartalla, görkemli dağları ağaçlandıran ardıç kuşlarıyla, yıkıntılarda ömrünün son yıllarını geçiren nesnelerle, Cemo ve Hıdır’ın parmak izlerini 52 yıldır saklayan çeşmeyle vedalaşıyoruz. Badem ağacının çocuk bileği kalınlığındaki gövdesine usulca dokunup çiçek açma mevsiminde buluşmak için sözleşiyoruz.
Ormanın kuşattığı patika yoldan ağır adımlarla inerken, Derviş Baki‘nin Murerike’de taş duvara yaslanarak en az 50 yıl önce söylediği türküyü mırıldanıyoruz:
Dolana ay dolana
Dolana gül dolana
Şirin canım vereyim
Bana yâri bulana
TEŞEKKÜR
Bu çalışma, Sayın Veli Candemir ile Sayın Ali Özmen’in büyük desteği ve Murerike köylüsünün katkılarıyla gerçekleştirildi. Ulaşabildiğimiz hemen her Murerikelinin çalışmaya sunduğu destek, övgüye değer. İlerleyen yaşlarına karşın sorularımızı sabırla yanıtlayan Sayın Hasan Günal, Sayın Kemal Karakaş ile Sayın Fatma Yıldız’ın katkısı, son derece değerli. Çalışmaya katkı sunan Sayın Ali Özmen, Sayın Ali Sarı (Dursun oğlu), Sayın Bülent Armut, Sayın Cemal Fırat, Sayın Emine Akkılıç, Sayın Erhan Karakaş, Sayın Fatma Yıldız, Sayın Fecire Sağlam, Sayın Gülten Milhef, Sayın Hasan Arslan, Sayın Hasan Günal, Sayın Hasan Kırmızıtoprak, Sayın Hatice Armut, Sayın Hıdır Bozkurt, Sayın Hıdır Bozkurt (Mustafa oğlu), Sayın Hüseyin Güler, Sayın Hüseyin Pekin, Sayın Kamer Güler, Sayın Kemal Karakaş, Sayın Murat Sever, Sayın Musa Fırat, Sayın Musa Yıldız, Sayın Sadık Adır, Sayın Şehriban Sağlam, Sayın Turan Armut, Sayın Turan Fırat ve Sayın Veli Candemir’e candan teşekkür ederim.






(Körfez, 4 Ocak 2026)




