
Hüseyin Canerik
“Eylül Boynunu Bükerdi / Dersim Hasreti”, Fadime Senik’in ilk eseri. Sykitap tarafından Mart 2023’te yayımlanan kitap, 92 sayfadan oluşuyor. Öykü, anı ve denemelerden oluşan 18 başlık, Pülümür’ün 1629 rakımlı Kocatepe (Askireg) köyünde doğup büyüyen Fadime Senik’in imzasını taşıyor.

Senik, Pülümür Kocatepe köyüne bağlı Kalikler mezrasından. Yüzyılı aşkın ömür süren iki sürgünün, Melek Kırıkkaya (1916–2020) ile Kalik Kırıkkaya’nın (1913–2000) kızı. Doğup büyüdüğü mezra, Buyer Deresi’ne (Dere Buyere) komşu. Çocukluğu, bugün birçoğu zamana ve yağmaya yenik düşmüş anıt ceviz ağaçlarının dallarında; Meydan ve Ujbend Dağlarının doruklarında; Keçel Yaylası’nda geçmiş.

Mezra, tarihî su değirmenlerine komşu. Taze un kokusunun insan sevincini büyüttüğü bu alanda dönen değirmentaşları yıllar önce doğaya karışmış. Değirmen sahiplerinden Seyithan Galik, Kemal Keskin ve Yusuf Esen gökte yıldızlarla buluşmuş; Hüseyin Fırat’ın değirmen çarkının en son ne zaman döndüğü bile unutulmuştur.

Fadime’nin çocuk yaşta üzerinde oynadığı değirmen taşı, Seyithan Galik’in değirmeninden armağan. Komşu köylülerin gece vakti el koyduğu bu koca taş, zifiri karanlıkta imeceyle yuvarlanarak Cemal Galik’in tarlasına kadar getirilmiş. Bugün yüksek ücretle bile kimsenin üstlenemeyeceği bu zorlu görev, ‘imece’ye katılan bazı köylülerin çenesini tutamaması nedeniyle yarım kalmış. Cemal Galik ve oğlu Paşa Galik’in fark ettiği bu “taş yürütme” eylemi, 1950’li yılların ilk yarısında başarısızlıkla sonuçlanmış. Bin bir emekle yaklaşık bir kilometre taşınan değirmen taşı, tarlanın ortasında bırakılmış. 1937’de son kez dönen bu taş, hâlâ Kalikler mezrasındaki tarlada duruyor.

Fadime Senik, “Eylül Boynunu Bükerdi”de, nine olarak gördüğü yengesi Mercan Galik’in öyküsünde Seyithan Galik’in (?-1937) trajik ölümünü de kayıt altına alıyor. Galik, 1937’de, eşi Mercan Galik’in (1920-1973) ısrarıyla yakınlarının çocuklarının durumunu öğrenmek üzere gittiği Erzincan Kalecik köyünde sırtından vurularak yaşamdan koparılmış. Sorumlusu olmadığı acılı bir sürecin bedelini canıyla ödeyen Seyithan Ağa’nın Kalecik’teki mezarı, bugün birçoğu hayatta olmayan sevenlerinin gözyaşlarını saklamaya devam ediyor.

Fadime’nin çocukluğu ve ilk gençliğinin geçtiği; sevincini, düş kırıklığını, üzüntüsünü ve gözyaşlarını saklayan mezra, 50 yıl içinde iki kez boşaltılmış yerleşim birimlerinden biridir. Kalikler mezrası (Mezra Nexseno / Mezra Çe Qalik), önce 1938’de, ardından 1990’lı yıllarda insansızlaştırılan binlerce köyün yazgısını paylaşmıştır. On yıllık sürgünün ardından 1950’li yılların başında yeniden kurulan taş yapılar birer birer yıkılmış, ceviz bağları tarumar edilmiştir.

Eğitim hakkı engellenmek istenen ancak kendi çabasıyla ilkokula giden Kali Ağa–Melek Hanım çiftinin kızı, çocukluk sevincini çalan hoyratlıkla okul çağında tanışmış. Çocuk yüreğine karabasan gibi çöken bu ağırlık, bir ömür boyu yakasını bırakmamıştır.

Mezradaki yıkıntılar, acı dönemin kanıtlarıyla yoğrulmuştur. Sobalar, karyolalar, mutfak gereçleri, ustalık ürünü kesme ve silindir taşlar (loğ) ile yıkıntılarda boy veren ağaçların gölgesinde Fadime’nin kayıp çığlıklarının peşine düşüyorum. Mercan Galik’in (1920–1974) 105 yaşındaki ceviz ağacının dallarında, Buyer Deresi’nden yayılan esintide, tarihî değirmenlerin yıkıntılarında, bazı tahtaları çürümüş ahşap köprüde saklı çığlıklar…

Fadime Senik, “Eylül Boynunu Bükerdi” ile yüksek rakımlı köyde yüreğine işleyen, belleğine kazınan öykülerle okurlarının karşısına çıkıyor. Bölge insanının inançlarını, kültürel değerlerini ve zorluklarla başa çıkma duygusunu ustalıkla yazıya döküyor.

Senik, kendi çabasıyla başladığı ilkokulun ardından eğitim hakkından yoksun bırakılmış, 16 yaşında gelin olmuş binlerce çocuktan biridir. 12 Eylül döneminde genç bir anneyken evi sebepsiz yere basılır. “Netekim”in görevlileri, çeyiz sandığını aramakta ısrar eder. Çocukları korkudan sinmiş anne; kural tanımayan, insanlık dışı uygulamalarla yaşanmaz hâle getirilen memleketinden ayrılmak zorunda kalır. Anne babaların yaşadığı sürgünden 43 yıl sonra bu kez evlatları fiilî bir sürgünle tanışır. Londra’ya yerleşen anne, köyde bırakmak zorunda kaldığı kızı için yıllarca gözyaşı döker. Gecesini gündüzüne katarak çalışır. Farklı bir kültüre uyum sağlamak kolay mı, aklı ve yüreği hep köyündedir.

Fadime Senik, yıllar sonra çocuklarıyla birlikte ziyaret ettiği köyünde gözyaşlarını tutamaz. Büyük emeklerle yapılan evler yıkılmış, ağaçlar kurumuş, sevincin yerini hüzün almıştır. Koca bir coğrafya âdeta talan edilmiştir. Yangından kaçarcasına evlerini terk eden köylülerin yanlarına alamadığı ceketler, ayakkabılar, kıl çuvallar, tencereler ve nice eşya yıkıntıların altında kalmıştır. Köy mezarlığında sonsuzluğa uğurlananlara yenileri eklenmiş, mezar taşlarındaki adların birçoğu silinmeye yüz tutmuştur.

“Eylül Boynunu Bükerdi”, zorluklara kafa tutarken gözyaşlarını içine akıtan bir toplumun çığlığı olarak okunabilir. Gağan’da (31 Aralık) Heniyo Hewz’den gece yarısı su alma cesaretini gösteren genç gelinin önünde saygıyla eğilen ağaçlar; kent merkezinde yozlaşmaya isyan eden kadınlar; cinsiyet ayrımcılığının ağır bedelini ödeyenler; kentin divaneleri ve aile birliğini bozan sürgünleri ustalıkla işleyen Fadime Senik, övgünün büyüğünü hak ediyor.

Bu eser, köklerinden koparılmak istenen bir toplumun yeniden köklerine dönme çabasının hüzün verici öykülerinden biri olarak yüreğinizde derin bir iz bırakıyor.




























*Kocatepe değirmenleriyle ilgili değerli katkılarından dolayı Sayın Mehmet Galik’e candan teşekkür ederim.
(Körfez, 12 Eylül 2025)





