PÜLÜMÜR ÇATALYAKA GÖL MEZRASINDAN DÜNYAYA AÇILAN PENCERE: PİR AHMET DİKME

Hüseyin Canerik

Pülümür’ün güneydoğusundaki yüksek rakımlı köyde doğdu. Gözlerini dergâhta açtı.  Çatalyaka (Denzek) Göl (Gole) mezrasında yaşama merhaba diyen çocuk, Derviş Ali Dikme (Aliyo Qız, 1885-1970) ile  Emine Dikme (1894-1983)  çiftinin oğluydu.

Keko Ahmet kızı Emine Dikme (1894-1983) v eşi Ali Dikme (Aliyo Qız, 1884-1970). Fotoğraf: Kazım Aslan arşivi
Keko Ahmet kızı Emine Dikme (1894-1983) ile eşi Ali Dikme (Aliyo Qız, 1884-1970). Fotoğraf: Kazım Aslan arşivi

Takvim yaprakları 17 Kasım 1937’yi gösteriyordu.

Günlerden Çarşamba…

Pir Ahmet, 6’sı kız, 5’i erkek, 11 çocuklu bir ailede büyüdü. 

Kalmemesır  Ocağı’nın dergâhı, iki katlı taş yapıydı. 

Pülümür Çatalyaka köyü Göl Mezrası.

Köy, su kaynakları yönünden yoksuldu. Köylüler suya erişim sorunu yaşıyordu. İnsan gücüyle kazılan derin bir çukurda biriken kar, havaların ısınmasıyla birlikte erir,  köylüler bir süre bu suyla yaşamını sürdürürdü. Kadınlar, çamaşır yıkamak için Efeağılı Deresi’nde toplanırdı. Derede çamaşırların yanı sıra küçük çocuklar da yıkanırdı, Yaz sıcağında tez kuruyan çamaşırlarla  köye dönülürdü.

Göl mezrası, 1956’da çeşmeye kavuştu.  

Pir Ahmet Dikme, 1947 yılında Gökçekonak İlkokulunda eğitime başladı. Okula başlamasında babası Ali Dikme’nin etkisi olmuştu. Tek derslikli ilkokul binası, 1931 yılında Gökçekonak (Tasniye) köylüsü tarafından yapılmıştı. İlk öğretmeni Ali Ekber Doğan, Pertekliydi.  2. ve 3. sınıf öğretmeni Çemişgezekli Mustafa Yıldırım’dı.

Pir Ahmet Dikme. Fotoğraf: Pir Ahmet Dikme arşivi

Ders zili 09.00’da çalardı. O yıl Gökçekonak İlkokulunun toplam öğrenci sayısı,  148’di.  Öğrenciler, birleştirilmiş sınıflarda,   ortak derslikte öğrenim görüyordu. 

1947’de Göl mezrasından ilkokula giden tek öğrenciydi. Çatalyaka’dan Hüseyin Düzgün, Kamer Düzgün, Ali Düzgün, Musa Doğan (Baki Doğan’ın oğlu), Hasan Doğan (Apıl’ın oğlu), Musa Karagöz ve Hüseyin Karagöz, Gökçekonak İlkokuluna giden diğer öğrencilerdi

Kamer Düzgün (1936-2025) Fotoğraf: Haydar Düzgün arşivi

Çatalyakalı öğrenciler, Gökçekonak’taki yakınlarının evinde barınıyordu. Pir Ahmet Dikme, Kamer Düzgün ve Ali Düzgün, Şükrü Cömert’in evinde kalıyordu. Üç öğrenci,  üç yıl boyunca Cömert ailesinin evinde kalmıştı.

Saray Cömert (1894-1980) ve eşi Şükrü Cömert, Gökçekonak köyündeki evlerinin kapısını öğrencilere açmıştı. Fotoğraf: Ümit Cömert arşivi

1951-1952 eğitim ve öğretim yılında Çatalyaka İlkokulu  açılmıştı.  Öğretmen, Ali Dikme’den, oğlunu Çatalyaka’da okutması için ricada bulunmuştu.  Ali Düzgün ve Pir Ahmet Dikme, 4. sınıfı Çatalyaka’da okur. Çatalyaka İlkokulunun ilk öğretmeni, Vahdettin’di.  Vahdettin Öğretmen’den sonra Hasan Karabay göreve başlamıştı. Her iki öğretmen de Alevi kökenli değildi, ama köylülerin öğretmenlere tutumu olumluydu.

Hüseyin Dikme, Pir Ahmet Dikme ve Hasan Canpolat. Fotoğraf: Pİr Ahmet Dikme arşivi

5. sınıfı okumak için  Tasniye’ye  döner. O yıl Beyce (Pıriye) köyünde Hüseyin Kul’un evinde kalır.  Beyce’den yaklaşık 20 öğrenci, yürüyerek Gökçekonak İlkokuluna  gider. Elverişsiz hava koşullarında, özellikle yoğun kar yağışının olduğu günlerde büyükler önde, öğrenciler arkada okul yoluna düşerdi. Çocuklar, büyüklerin ayak izlerini izleyerek okula giderdi.  

Amcasının oğlu  Cemal Dikme  3 yıl Mezra’da  Arap alfabesiyle (eski yazı), 4 yıl da Pülümür’de Latin alfabesiyle eğitim görmüş,  genç yaşta hastalanarak ölmüştü.

Pülümür Gökçekonak (Tasniye) köyü (Karadenizli ustaların biçimlendirdiği değirmen taşı) Fotoğraf: Doğan Aslan arşivi
Pülümür Gökçekonak (Tasniye) köyü. Fotoğraf: Doğan Aslan arşivi

Gökçekonak’ta evinde kaldığı Şükrü Cömert’in o zaman çocuğu yoktu.  Sabah erkenden kalkar, birkaç kilometre uzaklıktaki Bırekemu’dan sırtta odun ya da yaprak taşır, ardından okula giderlerdi.  Kışın Kamer Düzgün kar atar,  Pir  Ahmet’le  Hüseyin  ahırı süpürürdü.

1953’te Bitirme İmtihanından sonra diploma almaya hak kazanır.  Amcaoğlu Cemal Dikme’nin nasihatini unutmaz:

 “Eğitimi sadece okulla sınırlandırma, yerde bulduğun bir kâğıdı bile okumadan atma!”

Okulu bitirdikten sonra davara gider,  orak biçer.  Okuma tutkusunu 3. sınıfta kazanmış, bulduğu her yazılı belgeyi okumaya başlamıştır. Okumak için yeterli kaynak ne arasın,  Cemal Efendi, okuduğu Arapça ya da Türkçe kitapları ona da okutur.  

Pir Ahmet Dikme, Hüseyin Dikme, İsmail Dikme, Gariban Musa. (Arka sıra) Kekil Dikme, Kamer Düzgün, Hasan Dikme, Musa Çelik (Fotoğraf: Pir Ahmet Dikme arşivi)

Kasım 1954’te, elinde tahta bavul, İstanbul yolcusuydu. Bavulunda  çamaşır, bir gömlek  ve annesi Emine Hanım’ın  pişirdiği pesare vardı.  17 yaşındaydı. Babası, Beğendik  Harsunili kirvesi  Şah Yusuf Tapan’a emanet etmişti.

Tahta bavulu omzunda,  Kırmızıköprü’den Mutu’ya kadar yürümüşlerdi.    Mutu’da Haydar Mutlu’nun istasyon  yanındaki kahvesinde  tren yolu gözlemeye başlamışlardı. Kahveyi,  Hüseyin Gül (Esnaf Binali Gül’ün babası)  işletiyordu.  Sandalye ücreti 25 kuruştu. İçenlerden ayrıca çay ücreti de alınıyordu.    Dört kişiydiler. En yaşlıları Şah Yusuf’tu. Mustafa Tapan kendisinden yaşça büyüktü,  Beğendik Harsünili Ali Çiçek’le yaşıttı. Saat 02.00’de kara tren gelmiş, yer bulamadıkları için binememişlerdi. 

Pülümür Mutu

Kahvede sabahlamışlardı.

Mutu’dan demiryolunu izleyerek Tanyeri İstasyonu’na gitmişlerdi.  Saat 13.30’da gelen trene  binmiş, Eskişehir’e kadar ayakta yolculuk yapmışlardı.

Yolculuk 2 gün 2 gece sürmüştü.    

Haydarpaşa’da vapura binerler. Şah Yusuf,  çocuklar nereden hareket ettik,  diye sorar. Ali Sarayburnu’nu;  Pir Ahmet,  Haydarpaşa’yı gösterir. Şah Yusuf, yönleri karıştırmayan Pir Ahmet’e  “Laze bavalığ (sağdıcımın oğlu) sen  akıllısın, yolunu çıkarırsın.”  der.   

Ali, Musa Fırat, Binat Dikme. (Arka sıra) Pİr ahmet dikme, Mehmet Ali Dikme, Viyana. Fotoğraf: Pir Ahmet Dikme arşivi

Harsünili sağdıç,   Çatalyakalı genci,  ablası Beser Hanım’ın eşi  Hıdır Dikme’ye teslim eder.

Hamallık yapan eniştesi  Hıdır,   ranzalardan oluşan han odasında barınıyordu. Her odayı 8-10 kişi ortak kullanırdı.  

“İstanbul muratlar kapısıydı, sevindim.”

Eniştesi, iş bulmak için çaba gösterir. Önce bir manavın yanında işe girer. Manav Şerif’in yanında bir süre çalıştıktan sonra,  Nesimi adlı Musevi kökenli birinin yanında çalışmaya başlar.  Kendisinden birkaç yaş büyük Hıdır Doğan  (Gavrag), Ahmet Dikme (Gome), Şah İsmail Dikme’yle birlikte, sırtta küfe,  hamallığa başlar. Hal,  Unkapanı Köprüsü’nün başındaydı. Halde sırtladığı yükü  Kuledibi, Asmalımescit,  Harbiye, Pangaltı,  Şişli’ye kadar taşır.  Yükü, manavların halden satın aldığı sebze ve meyveydi. Kasaları iple bağlayıp sırtlarına alıyorlardı. Kasada olmayan ürünler küfeyle taşınıyordu.

Mustafa Fırat (Mezra köyünden), Hüseyin Dikme. (Ayaktakiler) Musa Çelik (Uzunevler köyünden), Pir Ahmet Dikme, Hasan (Hüseyin) Fırat (Mezra köyünden), Kamer Düzgün. Fotoğraf: Pir Ahmet Dikme arşivi

Bir yıl boyunca bu işte çalışır.

İkinci yıl Hasıriskelesi’nde hamallık yapmaya başlar.

Halde çalışma ücretleri uzaklığa göre belirlenirdi.

1954-1967 yıllarında toplam  13 yıl hamallık yapar.

14 Kasım 1957’de, köylüsü Emine Hanım’la (Geyik) yaşamını birleştirir.

Pir Ahmet Dikme, Musa Fırat ve Binat Dikme, Avusturya.

Halası Beser’in oğlu Musa Fırat’ın davetiyle,  1967’de Avusturya’ya gider.  Ağabeyi Ali Binat Dikme dâhil, 18 kişiyle birlikte yola düşmüşlerdi. Trenden indiklerinde kendilerini Musa Fırat karşılar.   Barınma için gerekli tüm koşullar sağlanmıştı. Pansiyonda (heim/haym) odalar, yataklar, dolaplar vb. hemen her şey hazırlanmıştı.    2 Nisan 1967’de iş başı yaparlar.  İlk işbaşını Hüseyin Dikme (Hemil oğlu),  Hıdır Güler (Hıdıre Serdeniye),  Ali Güler (Hesene Memli, Mezra), Güzel Kul’la (Beyce/Pıriye) birlikte aynı yerde yapar.    

Hesene Memli (Ali Güler, 1919-1997) Fotoğraf: Murat Güler
Ali Güler (Hesene Memli, 1919-1997) Fotoğraf: Murat Güler

Viyana’da kanal çalışmasında görev alan iki usta, bir taşı nedense döşeyemez. O zaman 29 yaşındaki Pir Ahmet,  Almancayı henüz öğrenmemişti. Sorunu anlar anlamaz iki ustayı uzaklaştırır, taşı yerleştirir. İki usta kendi aralarında konuşur, Çatalyaka Göllü genci yanlarına alırlar.  Bir süre sonra,  Sen ustalık yapacaksın, yanına kimi almak istersin, derler.  Güzel Kul, Ali Güler (Hesene Memli), Hıdır Güler (Hıdıre  Serdeniye) ve Hüseyin Dikme’yi yanına alır. Pülümür ve Nazımiyeli  işçiler,  Aralık 1967’ye kadar bu işte çalışır.

Elektriği, yolu, suyu ve okulu olmayan köyün eli kalem tutan aydını Pir Ahmet Dikme.

İnşaat tamamlanır,  memlekete dönerler.

Avusturya’ya yeniden gidebilmeleri için yeni davetiye çıkarılması gerekir.

Mayıs 1968’de,  Musa Fırat yeni davetiye gönderir. Bu kez bir Amerikan okulunun çevre düzenlemesi işine koyulurlar.   Geniş bir alana kurulu okulun çevresindeki otların biçilmesi gerekir. Kim tırpan biçebilir, diye sorarlar.  Ekinlerini orakla biçen Pülümür köylüsü, o yıllarda henüz tırpanla tanışmamıştı. Pir Ahmet,  o güne kadar sadece orak kullandığı hâlde,  ben biçerim, der. Kendisine tırpan verilir. Yanına Hesene Memli’yi alır.  Pir Ahmet biçer, Hesene Memli toplar.  Bir süre sonra tırpan körelir. Ağabeyinden, tırpanın çekiç yardımıyla nasıl bileylendiğini öğrenir.  Ağustos ayına kadar ot biçmeye devam eder.  O biçer,  Hesene Memli toplar.  

Pir Ahmet Dikme, Pülümür Beyce (Pıriye) köyünde Hıdır (Ali) Geyik’in cenaze töreninde, 16 Eylül 2024. Fotoğraf: Hüseyin Canerik

20 Ağustos 1968’de Avusturya’dan Almanya’ya geçer. Salzburg polisi geçişe engel olur, geri çevrilir.  Salzburg’da bir taksici bulur,  kendisini Stuttgart’a götürüp götürmeyeceğini sorar.  Taksici,  3 bin şilin ister, kabul eder. Arabayla sınır kapısına gider. Taksici orada indirir, “Seninle yakalanırsam arabama el koyarlar.  Tırların arasından geçip gelirsen, ben seni o tarafta bekliyorum. Gelemezsen ben dönerim.” der.  Tırların arasında ilerlemeye başlar. O sırada polis denk gelir.  Tır sürücüleri toplu hâlde olduğundan, onlardan biri gibi davranır.  Polisin dikkatini çekmeden sınır engelini aşar. Avusturyalı taksici söz verdiği yerde onu beklemektedir.  Taksiyle Ali Geyik’in yanına gider. Cüzdanında sadece 3 bin şilin vardır.  Taksici 250 şilini geri verir.

Pir Ahmet Dikme, Pülümür Beyce (Pıriye) köyünde Hıdır (Ali) Geyik’in cenaze töreninde, 16 Eylül 2024. Fotoğraf: Hüseyin Canerik

Kekil ağabeyinin yanına gider. Ağabeyi,  Erzurumlu Güven Özkar’a bin mark verir,  böylece inşaat firmasında işe başlar. Kışın inşaatta çalışır. Kardeşi Hüseyin Dikme’yi,  tuğla fabrikasında çalışmak üzere,  Almanya’ya davet eder. Asperg’de demir dökümde,  Stuttgart’ta Porsche’de çalışır.   20 Ekim 1987’de hastalanır.  Hastanede tedavi altına alındıktan bir yıl sonra,  1988’de emekliye ayrılır.

1993’te  Stuttgart Alevi Derneğine üye olur. Alparslan Türkeş, aynı yılın Ekim ayında toplantıya davet edilir.  Dernek Başkanı Salim Gargı ve arkadaşları, kimseye haber vermeden toplantıya katılır. Yöneticiler konuyla ilgili herhangi bir açıklama yapmaz.   

THY Ludwigsburg   bürosunu işleten  İsmail Özel’in önerisiyle başkanlığa aday gösterilir.  11 Haziran 1994’te oy birliğiyle Stuttgart Alevi Derneği Başkanı seçilir.   

Federasyon Başkanı Ali Rıza Gülçiçek’le görüşür.  Derneğin 78 üyesi,  600 mark nakiti vardır.  Üye sayısı, 20 ayda 263’e çıkarılır.  Dernek kasasında para da birikmeye başlar Mannheim  Alevi Derneğine    5 bin mark bağışta bulunulur.  4 bin mark tutarında demirbaş malzeme alınır.  Kasada 38 bin 800 mark nakit birikir.  O tarihe kadar derneklerle  ‘ilgilenmeyen’ siyasi gruplar,  1995’te Gazi Mahallesi’nde yaşanan olaylardan sonra ilgi duymaya başlar.  Dernek Başkanı Pir Ahmet Dikme’nin gruplar üstü tavrından duyulan rahatsızlık pratiğe yansır.  

Pir Ahmet Dikme, entelektüel çalışmalarıyla yaşına meydan okuyor. Fotoğraf: Hüseyin Canerik

1996’da kongre yapılır.  Turgut Öker’in başını çektiği grup, Pir Ahmet Dikme’ye karşı mücadele başlatır.  Pir Ahmet Dikme, kurultayda yaptığı konuşmada derneğin inançsal bir merkez olduğunu, siyasi kimliğin dışarıda bırakılması gerektiğini, ocakta yetiştiğini, bu tür tartışmaların dışında kalmak istediğimi belirterek aday olmaz.  

Haykırıp Duyuramadıklarım (1997),  Dersim Karanlığını Aydınlatalım  (Aralık 2002),  Aklın ve Bilimin Işığında Din, Görmezden Gelinenleri Gördüm, Yazmaya Korkulanlar (yayına hazır) adlı kitaplara emek verir.

Bilgi kaynaklarını şöyle sıralıyor:

“Birinci kaynağım, 3-4 yaşlarında babamın götürdüğü dergâh…  Aralarında Tevrat, İncil,  Kavgam (Hitler), Lenin, Dokuz Işık’ın  (Alparslan Türkeş)  yer aldığı 300 dolayında kitap.”

Düzyazının yanı sıra duygularını şiire döküyor. İncelenmek üzere Zafer Gündoğdu’ya (Şef)  gönderdiği şiirlerinin kaybolmasından duyduğu üzüntü tahmin edilebilir.   

(Soldan sağa) Pir Ahmet Dikme, Hüseyin Kul (Pıriye), Musa Aslan, Ali Çiçek (Beğendik), Hüseyin Aslan, Ali Kul, Ali Doğan (Uzun Ali Çatalyaka), ?, Kadir Çiçek (Ayaktakiler) Hikmet Şahin, Berber Nuri’nin babası, Düzgün Doğan (Kemal Doğan babası), Ali Binat Dikme, Berber Nuri Doğan
(Soldan sağa) Pir Ahmet Dikme, Hüseyin Kul (Pıriye), Musa Aslan, Ali Çiçek (Beğendik), Hüseyin Aslan, Ali Kul, Ali Doğan (Uzun Ali Çatalyaka), ?, Kadir Çiçek (Ayaktakiler) Hikmet Şahin, Berber Nuri’nin babası, Düzgün Doğan (Kemal Doğan babası), Ali Binat Dikme, Berber Nuri Doğan. Fotoğraf: Ali Rıza Aslan arşivi

Haykırıp Duyuramadıklarım kitabını, 1997’de daktiloda yazmıştı. 1999 yılında bilgisayarla tanıştı. Yazılarını artık bilgisayar ortamında yazıyor. Düşüncelerini sosyal medya hesabından kamuoyuyla paylaşıyor.

Güçlü belleği hayranlık uyandırıyor. Olayları, ayrıntılarıyla, kronolojiye uygun anlatıyor.    

Pir Ahmet Dikme, şimdi 88 yaşında.

Eşi Emine Hanım’la 14 Kasım 1957’de başlayan birlikteliğin 68. yılı…  Acısıyla, sevinciyle koca bir ömür. Anne baba kaybına, evlat ve kardeşlerin acısı eklenmiş. 11 Mayıs 1981’de sonsuzluğa uğurladığı 17 yaşındaki  oğlu Kalender Dikme (1964-1981), onun kabuk bağlamayan yarasıdır.   Yaz aylarını Kırmızıköprü’deki evinde geçiriyor.

Elinden düşürmediği kitaplarla zamana direniyor.  Duygu ve düşüncelerini duru bir Türkçeyle ifade ediyor. Türkçe özürlü diplomalıların kuşatmasındaki bir ülkede,  okuyucuda hayranlık uyandıran dil ve anlatım yeteneğine sahip. Zengin söz varlığını, küçük yaşta edindiği okuma alışkanlığının yanı sıra güçlü toplumsal ilişkilere ve yazma alışkanlığına borçlu olduğu söylenebilir.

İlkokulu zor koşullarda okuyan Çatalyaka Göl mezrasının delikanlısı,  emek verdiği dosyalarla yeni sürprizlere hazırlanıyor.

Pülümür Çatalyaka köyü Göl Mezrası Mezarlığı. Fotoğraf: Hüseyin Canerik
Pülümür Çatalyaka köyü Göl mezrası. Fotoğraf: Hüseyin Canerik
Pülümür Çatalyaka köyü Göl mezrası, yıkıntılar. Fotoğraf: Hüseyin Canerik
Pülümür Çatalyaka köyü Göl mezrası, yıkıntılar. Fotoğraf: Hüseyin Canerik
Pülümür Çatalyaka köyü Göl mezrası, yıkıntılar. Fotoğraf: Hüseyin Canerik
Pülümür Çatalyaka köyü Göl mezrasında ayakta kalmayı başaran çeşme. Fotoğraf: Hüseyin Canerik
Pülümür Çatalyaka köyü Göl mezrasında ayakta kalmayı başaran çeşme. Fotoğraf: Hüseyin Canerik

(Pülümür Kırmızıköprü, 12 Temmuz 2025)

Related Posts

PÜLÜMÜR KOVUKLU KÖYÜNDEN ALİ SARI’YA CEZA: OCAĞI ŞENLENDİRMEK YA DA SÖNDÜRMEK!

Hüseyin Canerik Pülümür Çayı’nın doğusuna ya da batısına doğru yol aldıkça çalışkanlığın gurur verici örnekleriyle karşılaşırsınız. Çaya kuş uçuşu birkaç kilometre uzaklıktaki Kovuklu (Harşiye) köyü çalışkan çiftçileri ve ünlü ustalarıyla…

CANCAĞIZIM  (OĞLUM ERİNÇ CANERİK’E  1. YIL AĞIDI)

Hüseyin Canerik CANCAĞIZIM, Bugün sensizliğin 365. günü. Acım, ilk günkü gibi taze. Yokluğun, amansız bir hastalık,  sarmış tüm bedenimi. Önümde iki beyaz torba; Doğubayazıt’tan  gönderilmiş, Gürbulak Jandarma imzalı… 2 Şubat’ta…

One thought on “PÜLÜMÜR ÇATALYAKA GÖL MEZRASINDAN DÜNYAYA AÇILAN PENCERE: PİR AHMET DİKME

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kaçırdıkların

PÜLÜMÜR KOVUKLU KÖYÜNDEN ALİ SARI’YA CEZA: OCAĞI ŞENLENDİRMEK YA DA SÖNDÜRMEK!

  • Mart 7, 2026
  • 30 views
PÜLÜMÜR KOVUKLU KÖYÜNDEN ALİ SARI’YA  CEZA: OCAĞI ŞENLENDİRMEK YA DA SÖNDÜRMEK!

CANCAĞIZIM  (OĞLUM ERİNÇ CANERİK’E  1. YIL AĞIDI)

  • Şubat 26, 2026
  • 18 views
CANCAĞIZIM  (OĞLUM ERİNÇ CANERİK’E  1. YIL AĞIDI)

NİLGÜN’E YİRMİNCİ YIL  AĞIDI

  • Şubat 24, 2026
  • 22 views
NİLGÜN’E YİRMİNCİ YIL  AĞIDI

BULANCAK’TA SELANİKLİ BİR ÖĞRETMEN: AYŞEGÜL NÜMAN

  • Şubat 20, 2026
  • 51 views
BULANCAK’TA SELANİKLİ BİR ÖĞRETMEN: AYŞEGÜL NÜMAN

ŞERMİN ÇARKACI’NIN, “DEDEMİN BAKKALI”NA BULDUĞU SOKAK KÖPEĞİ: SADDAM!

  • Şubat 15, 2026
  • 26 views
ŞERMİN ÇARKACI’NIN, “DEDEMİN BAKKALI”NA BULDUĞU SOKAK KÖPEĞİ: SADDAM!

BURHAN GÜNDOĞAN’LA ANADOLU’NUN DERİNLİKLERİNE  YOLCULUK: GÜL DE ÜŞÜR    

  • Şubat 3, 2026
  • 80 views
BURHAN GÜNDOĞAN’LA ANADOLU’NUN DERİNLİKLERİNE  YOLCULUK: GÜL DE ÜŞÜR