
HÜSEYİN CANERİK
Beser Canpolat (1927), Nazımiye Oğullar (Hılves) köyünden Ecma-Ali Dönmez’in kızı. Dokuz çocuklu ailede büyüdü. Kardeşlerinden Ali Kamer, Ali Binat, Mehmet Ali, Mercan, Emine, Hatice ve Sengal, gökte yıldızlara karışmış. Dokuz kardeşten geriye Beser (98) ve Binali (79) kalmış.

Çocukluğunda ölüm yolculuğuna çıkarılan masum köylülerin ürkek bakışları, yüreğine işleyen acıların belki ilkiydi. Feodal bir zorbanın, ablasının bedeni üzerinde söndürdüğü kızgın ıspatula, yalnızca ablasında değil, onun çocuk kalbinde de derin yaralar açmıştı.

Pülümür Akdikli Hüseyin Canpolat’la (1915-1986) yaşamını birleştirdi. Çift, beşi kız, üçü erkek, sekiz çocuk sahibiydi.
Kardeşi Ali Binat, askerlik dönüşü ebedî uykuya dalınca, onun yerine ölmek istemişti. 1 Mart 1979’da, Oğullar Serdeniye yakınlarında çığa kapılarak hayatını kaybeden kardeşleri Mehmet Ali Dönmez (1949-1979) ve Ali Kamer Dönmez’in (1941-1979) haberiyle sarsılmış; kendini uçurumdan aşağıya atmış, ölmediği için defalarca kafasını kapıya vurarak kırmıştı.

1986’da eşini yitirdi. O gün bugündür çocuklarının desteğiyle yaşama tutunmaya çalışıyor. Öğretmen oğlu Hıdır Canpolat, kansere yakalandıktan sonra kulağı hep telefondaydı. Bir gün bile telefon çalmadığında oğlunu aratır, sağlık haberini aldıktan sonra rahatlardı.

2024 yılı ona hiç yaramadı. Önce gelini Saray Canpolat’ı (1951-14 Mart 2024) birkaç ay sonra da oğlu Hıdır Canpolat’ı (1951-14 Aralık 2024) sonsuzluğa uğurladı. Acıların en büyüğü, evlat acısıyla tanıştığında 97 yaşındaydı. Anne, baba, kardeş ve eş acısından sonra yaşadığı evlat acısı, ona gülmeyi unutturdu.

Şimdi 98 yaşında…
Yaş ilerledikçe acılar büyür. Uzayan ömürle çoğalır dertler.

Bir süredir oğlu Kamer’in Yalınca köyündeki evinde yaşıyor. Kardeşi Mehmet Ali’nin eşi Çiçek Dönmez’in ardından nöbeti kızı devralmış. Kızı Dilber (Beser), uzaklardan âdeta koşarak geldiği köyde annesine çiçek gibi bakıyor.

Yüzyıla yaklaşan ömründe tatmadığı acı kalmamış. Akdik’te toprağa verdiği oğlu Hıdır için akıtıyor gözyaşlarını.
“”Hıdır… Hıdır’ım, ah ciğerim, ah!”
Aklı ve yüreği Akdik Xezku Mezarlığı’nda…
Onun acısını ancak evladını yitiren anne ya da babalar anlar.
“Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan anlar.”

Yüzyıla yaklaşan ömrünün sonbaharında yaşadığı acıyla gözlerinin feri sönmüş. O güçlü bedeni, yüzyıllık acılara teslim olmuş. Çocukluğunda Bezik Ormanı’nda sorgusuz sualsiz yaşamdan koparılan kadınlardan kalan gıleyler (boncuklu saç tokası), onun minik yüreğine işleyen acılardandı.
Birbirine eklendi acılar… Anne, baba, kardeş, eş ve evlat acısı…
Koca evde acılarıyla baş başa şimdi. Derdini dökecek bir komşusu bile yok. Sebahat ve annesiyle 16 Temmuz’da kapısını çalıyoruz. Kapıda bizi fedakâr aynı zamanda çilekeş kızı Dilber (Beser) karşılıyor.
Acılarla yoğrulmuş yüzyıllık anıtla kucaklaşıyoruz.
Gökte kayan iki yıldız için akıyor gözyaşlarımız.
Hıçkırıklara boğuluyoruz…
Uzayan ömrün biriktirdiği dev acılarla boğuşuyoruz…



(Erzincan Yalınca köyü, 16 Temmuz 2025)




